17 Eylül 2019, Salı

BEŞİKTAŞ’TA PROBLEMİN ANA KAYNAĞI

PROBLEMİN ANA KAYNAĞI: Yönetim, Hoca ve Futbolcular

Beşiktaş’ın bu sezon içerisinde yaşadığı problemlerin neler olduğunu hem kendi Twitter hesabımda hem de kişisel bloğumda sürekli yazdım. Anlık problemleri yazmaktansa problemlerin tümüne daha geniş pencereden bakılması gerektiğini düşünerek bu yazıyı yazmaya karar verdim. Başlıklar üzerinden giderek kendi düşüncelerimi aktaracağım, umarım başarabiliriz.

Yönetimin İrtifayı Kaybetmesi

Beşiktaş, FEDA’daki yapıyı kurarak bugünlere geldi. En azından Fikret Orman dönemini bu şekilde konuşmak gerekmekte. FEDA sezonuyla birlikte bir dönem Samet Aybaba’nın ardından iki dönem Slaven Bilic’in takımı yönetmesinin ardından Şenol Güneş ile anlaşıldı. (Bilerek en geriden başlayarak anlatıyorum ki sorunun ana kaynağını doğru algılayalım.)

Fikret Orman her demecinde belirttiği “yanan eve girdiği” gibi ilk 3 sezonunda yangını söndüremedi ve son çare olarak Şenol Güneş’i, Beşiktaş’ın başına getirdi. Şenol Güneş’in oynattığı oyun, her oyuncuya elinin değmesi herkes tarafından kabul edilen bir gerçek iken taraftarla arasında oluşan sinerjiyi de es geçmemek gerektiğini düşünüyorum. Yönetim ve Hoca arasında iki taraftan biri daha avantajlı diye düşünecek olursak, ben yönetimin daha avantajlı olduğunu düşünüyorum. Zira Hoca’ya “çay veya kahve içer misin?” diye sorduğumuz vakit hocanın cevabı “fark etmez, kafana göre getir” olacakken yönetimin son 2 sezonda (2017/18 ve 2018/19) transferde bu kadar afallamasının bir mantığını bulamıyorum ben.

FEDA’daki menemen politikasından gelip, şampiyonluk balosunu Four Seasons’da kutlamak ne kadar övünç kaynağı ise yönetimde tam tersi şekilde geriye gitmiş vaziyete düştü. Fikret Orman’ın daha Beşiktaş başkanı değilken, Yıldırım Demirören başkanlığı zamanında kendisine aşırı katıldığım bir eleştirisi vardı: “Beşiktaş formasını koysan üçüncü olur, bu Quaresma’lar, Simao’lar neden alındı?” diyordu. Evet, sayın başkan burada çok haklıydı lakin Fenerbahçe’ye çalım atacağım ilk önce FEDA’nın mihenk taşı Olcay’ı Trabzon’a peşkeş çekip, ardından Jeremain Lens’in alınmasının da bir mantık düzenine oturtulması gerekmekte. O zaman ben de sayın başkana sorayım: Olcay ile üçüncü olurken bu Jeremain Lens’ler niye?

İşte Beşiktaş yönetimi scouting ağını menajerlere bırakıp, yönetimdeki çok sesliliği azaltamayıp üstüne artarak devam eden problemleri çözüme kavuşturamadı. Bu yazının yazıldığı gün Genk karşısında Beşiktaş 1-1 berabere kalırken, oyuncuların formsuzluğu ve kulüpteki o kadar yüksek bonservisli oyuncu satışlarına rağmen sporcuların ve çalışanların parasının ödenmemesi ise gelinen son nokta oldu.

Beşiktaş Yönetimi, FEDA politikasından es geçtiği zaman irtifa kaybetmeye başladı ve bu da kulübün sportif anlamda başarısızlıklarını ortaya çıkardı…

Burnunun Dikine Gitmek

Şenol Güneş’in en büyük alametifarikası takım oyununu bir üst seviye çıkarırken doğru orantıyla oyuncuların performansını da yukarıya çıkarmasıydı. Hocadaki en büyük sorunun kırılma noktası hiç kuşkusuz 2017/18 sezonunun başında Milli Takım’dan gelen teklifti. O süre epey problemli ve sancılı geçilmişti lakin hocanın her zaman söylediği yegane şey “Taraftar git derse giderim.” idi.

Milli Takım’dan gelen teklif, Gençlerbirliği ve Ümit Özat’ın yaptıkları ve en son Kadıköy’de yaşanan olaylardan sonra hocada da motivasyon anlamında kopmalar görmeye başladık. Transferlere karışmaması, karıştığı bölgelerde de önceden kullandığı oyuncularda ısrar etmesi hocanın eleştirilmesine sebep olan durumlardan bazıları. 2018 Ocak ayından itibaren hocanın beğenmediğim en büyük özellerinden bir tanesi de maç sırasında kulübede duruşu. Motivasyonsuzluğunun bir belirtisi olarak bu tip görüntüleri vermeye başlayan Şenol Güneş, sahada da önceden yaptıklarını yapamaması ben ve benim gibi futbol üzerine analiz yapmaya gayret edinen kişilerin eleştirilerine maruz kaldı.

Başında bulunduğu takımların hepsine pozitif futbol oynatırken mükemmele yakın bir A planı olduğundan herkes bahsederdi. Ancak hocanın çok çok iyi bir A planı olduğu gibi yeterli bir B planı olmamasını da herkes eleştirirdi. Beşiktaş’ta ilk sezonu haricinde A planının iyi şekilde işlediğini söylemek bence doğru değil. 2016/17 sezonunda da Talisca ve Aboubakar’ın Türkiye Ligi’ndeki her takımı şampiyon yapabilme potansiyelini düşündüğümüzde de orada iyi bir A planı yoktu. Problemlerin çıkış noktası da bence 2016/17 sezonuydu.

Şenol Güneş, 2017/18 sezonunda Beşiktaşlılara öyle bir oyun izletti ki taraftarlar artık olması gereken bir uzun top veya kenar ortasında bile ‘’yeter’’ demeye başlıyordu. Hocanın en büyük alametifarikası ilk paragrafta yazdığım takımı bir üst seviyeye çıkarma durumunu maalesef yaklaşık 2,5 sezondur göremiyoruz. İşte hocanın en büyük zaafı bunu kabul etmeyip başlığa konu olan “burnunun dikine” gitmesiydi.

Asker Değil, General Topluluğu

Problemleri tek tek sıralarken oyuncuların da problemi olduğuna inananlardanım. Yapılan sözleşmelere sadık kalmayışları gibi kontratının bitmesine 1 sezon kalan oyuncuların da problem çıkarmasını ben doğru bulmuyorum. Ortada bir sözleşme var ve bu sözleşmeye sadık kalmayıp, “takımı ben taşıyorum, maaşıma zam istiyorum” cümleleri kuruluyor. Peki bu futbolcu kardeşlerimiz neden kötü oynadıklarında da maaşlarının azaltılmasını istemiyor. Maç seçmeler, takım içindeki gruplaşmalardan ötürü yaşanan sorunlar gibi son zamanlarda da ücretlerini alamadıkları konusu çıktı ortaya. Ancak burada onlara katıldığım gibi bir de katılmadığım nokta var: Sözleşmesindeki ücreti alamayıp kulübü şikayet etmek yerine sakatım bahanesiyle maçlara çıkmamak bana pek mantıklı gelmiyor. En azından oyuncuların, Beşiktaş taraftarına karşı bir vefa borcunun olduğuna inanıyorum. Geçtiğimiz sezon yaşanan form düşüklüğünü bile geride bırakıp arkasında duran taraftarlar için daha iyi mücadele etmeliler.

Zaten Beşiktaş taraftarının da takımın maçları kazanamamasından çok ortaya konulan ruhsuz ve isteksiz futboldan dolayı tepki gösterdiklerini görüyoruz. Zira Beşiktaş taraftarının, Türkiye’nin futbolu bilen en iyi taraftarı olduğunu düşünüyorum. Futbolcuların kötü pas atmasına, kötü şut atmasına veyahut kötü orta açmasına ses çıkarmayan taraftarlar; kötü mücadele edilmesine sesini çıkarıyorsa orada futbolcular biraz düşünmeli…

Problemler Nasıl Çözülür?

Beşiktaş’ın problemini tek cümlede özetlersem şunu söyleyebilirim: Önce bir hastalığı doğru teşhis edeceksin sonra teşhise göre ilaç kullanacaksın. Beşiktaş’ın hastalığı güç zehirlenmesine düşen başkanı, kendini yenileyemeyen hocası, ben oldum diyen futbolcularıdır. Bu hastalıktan kurtulmak için hepsini defetmek gerekir.

Saygılarımla…

About İlke Cancanoğlu

Check Also

Maç Analizi | Fenerbahçe 1-1 Trabzonspor

Maçın kaybedeni kim? Her iki takım da 1 puanı cebe koymuş olabilir; fakat oyunsal üstünlüğü ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/