23 Şubat 2019, Cumartesi

FRANSA’NIN YÜKSELEN YILDIZI: LOSC LILLE

Fransa’nın sezona damga vuran takımlarından Lille’i, başlattığı değişim ve bu değişimle geldiği noktayı anlatmaya çalışacağım.  Ligue 1’i milenyumda 2’ye ayırabiliriz. 2001-2008 ve 2012-2018 yılları arasındaki dönemleri(2017 Monaco şampiyonluğu hariç) Lyon ve Paris Saint Germain domine etti. Bu iki dönem arasında birer sezon 4 farklı takım şampiyon oldu. O takımlardan biri de Lille’di. Elbette şampiyonluklar küçümsenemez ancak ligdeki önemli takımların güçsüz kalması diğer takımların yolunu açtı. Lille bu şampiyonluktan 57 yıl önce ipi göğüslemişti. Demek istediğim uzun süre sonra gelen 1 sezonluk başarı gelip geçiciydi ve mutlak bir değişim şarttı.

Bu değişimin tohumları birkaç sene önce atılmıştı ancak değişim, artısıyla eksisiyle geçen sene yaşanmaya başladı. Kabuk değiştiren bir kulüp, bu durumu çok iyi yönetebilecek bir menajer ister. Bu nedenle Bielsa gibi önemli bir isim 2017/18 sezonunun Eylül ayında takımın başına geçti. Ancak değişimler her zaman sancılı olur. Lille’deki bu sancılı değişim ise takımın neredeyse küme düşmesine neden oluyordu. Kötü gidişat Bielsa’nın kovulmasına sebep oldu. Aralık ayında göreve gelen Galtier, halen takımın teknik direktörü olarak görev yapmaktadır. Sezonu 17. bitiren takımın yöneticileri Galtier’e güvenmeye devam ettiler ve ne kadar doğru bir hamle yaptıklarını ispatladılar. Peki bu değişim neydi? Aslında hepimizin ülkemizdeki takımlarda görmek istediği bir değişiklik. Takım inanılmaz gençleştirildi. 2 sezonda bonservisiyle toplam 21 oyuncu alındı. Bu oyuncuların yaş ortalaması 21,9. Şu an takımın yaş ortalaması 23,8. Aslında bu sayı çok daha aşağıda olabilirdi. Takımda tecrübeli isimlere ihtiyaç duyulduğu için Jose Fonte, Remy gibi 30 yaşın üstünde oyuncular da kadroya eklendi.

İlk 11

Kalenin değişmez ismi Maignan. Defansın solunda Ballo-Toure, sağında milli oyuncumuz Zeki Çelik, stoperde Fonte ve Soumoaro oynuyor. Sakat veya cezalı olmadığı sürece bu dörtlü değişmemektedir. Bu defansın önünde genelde Mendes ve Xeka var ancak zaman zaman Thiago Maia da oluyor. Sol kanatta sözleşmesi Saint-Etienne ile sezon sonu biten Bamba var. Bonservis bedeli ödenseydi en az 10 Milyon Euro’ya mal olurdu. Bir ara adı Fenerbahçe ile de anıldı ancak o Fransa’da kalmayı tercih etti. Sağ kanatta geçen sene takıma katılan Pepe var. 10 numara pozisyonunda ise Ikone oynuyor. Bildiğiniz üzere şu an Fenerbahçe’de oynayan Benzia sezon başında Lille’den kiralandı. Aslında sezon başında ilk tercih oydu. Ancak Ikone’nin oynadığı oyun, piyasada az bilinir olması ve Benzia’dan 3 yaş daha genç olması ileride onun çok daha yüksek bonservis bedelleriyle satılma ihtimali gibi sebeplerle 11’e o geçti, Benzia kiralandı. Forvette ise şu an belirsizlik var. Remy daha çok süre alan oyuncu ancak son haftalarda Galtier, Leao’yu tercih etmeye başladı. O da Bamba gibi bedavaya Sporting’ten alındı. Zamanla Leao daha çok oynamaya başlayacak. Bence eldeki forvetlere baktığımızda en iyi isim o.

Elbette Zeki için ayrı bir parantez açmadan geçemeyiz. Türkiye 2000’ler öncesinde az da olsa yurt dışına oyuncu gönderdi. O zamanın imkanları dahilinde büyük başarı sayılır. Ancak yakın futbol tarihimizde Zeki Çelik’in Lille’e transfer olmasından daha büyük bir olay bence yok. Arda’nın Atletico Madrid’e iyi bir bonservisle satılması da başarı fakat Arda zaten hem Türkiye’de hem de Avrupa’da bilinen bir oyuncuydu. Üstelik Galatasaray’ın alt yapısından yükseldiği günden beri çok iyi lanse edildi. Buna benzer birkaç oyuncu daha var. Zeki’nin durumu bambaşka. 2. Lig’den Fransa’nın önemli bir kulübüne gitti. Birçok oyuncunun Avrupa’ya transfer olması medyada yankı uyandırmıştı. Zeki’nin transferini konuşan kesim çok azdı. Bir oyuncunun Avrupa’ya gitmesinin başarı sayılması için illa büyük takımlardan mı gitmesi gerekiyor? Ayrıca Lille gözümüzün önünde olan Zeki’yi Fransa’dan görebiliyor da bizim takımlarımız neden göremiyor? Bu konuda konuşulması gereken çok şey var ancak şimdilik ara vermek gerekir.

Savunma Anlayışı ve Eksikler

Lille, Ligue 1’de PSG ve Montpellier’den sonra ligin en az gol yiyen takımı. Bazıları der ya en iyi savunma çok iyi hücum yapmakla olur diye, işte Lille de böyle bir takım. Defansif bir takım değil. Üstelik hem Zeki hem de Ballo-Toure hücumu seven bekler. Takım olarak ileriye çıkınca savunma yapmak biraz daha kolaylaşıyor. Çünkü rakip takım oyuncuları kendi sahasında kitleniyor. Olumlu taraf bir yana hücumcu beklerle oynamanın dezavantajı da Lille’de yaşanıyor. Bekler ileri çıkınca, rakip takımın kontra atak oyuncuları da varsa tehlikeli pozisyonlar izleyebiliyoruz. Bunu önlemek için Xeka ve Mendes açık kalan kanada doğru hamle yapıyor. 2 defansif orta saha oyuncusunun olması bu açıkların kapanmasını sağlıyor.

Bununla beraber ilerideki dörtlüden savunmaya katkı gelmiyor. Lille’in kadro yapısı savunma yapmak için uygun değil. Sezon başından beri Lille’i izlemeye gayret ediyorum. Geçen hafta herkesin merakla beklediği PSG-Lille maçı bence onlar adına en kötü maçtı. Çünkü PSG maçı olunca üstelik deplasmanda oynanınca takım ister istemez topa hakim olamadı.

Stoper konusunda bazı problemler var. Sezon başı transfer edilen Remy ve Fonte tercihleri bence yanlış oldu. Fonte özelinde konuşmak gerekirse çok genç olan kadroya tecrübeli 1-2 isim almak mantıklı ancak başka oyuncular olabilirdi. Southampton’da harika yıllar geçiren Fonte, Ocak 2017’de West Ham’a transfer oldu. Bir sene sonra da Çin’e gitti. Southampton sonrası bekleneni veremedi üstelik yaşı 34 oldu. Kariyeri aşağı doğru inmişken birden Lille’e gitti. Birçok pozisyonda özellikle duran toplarda top ceza sahasında sekerse yavaş kalıyor. Başka takımlarda yaşlı defans oyuncuları problem oluşturmayabilir ancak hücum oyuncuları defansa neredeyse hiç yardım etmeyen ve ani top kayıplarında oyuncuları hızlı bir şekilde geri dönemeyen takımlarda maç boyu hareketli olan defans oyuncuları daha iyi bir tercih olur.

 

Hücum Varyasyonları

Hücumda onları durdurmak neredeyse imkansız. Solda Bamba, sağda Pepe içeri doğru sürekli atak yapıyorlar. Toplu ve topsuz sürekli arayış içindeler. Hücumu çok iyi yöneten Ikone de eklenince göze hoş gelen bir oyun ortaya çıkıyor. Bu üçlü sürekli kanat değiştirerek de ataklara çeşitlilik kazandırıyor. Biri şut çekiyorsa diğerleri dönen topları değerlendirmek için çabalıyor. Aşağıdaki görselde gösterdiğim gibi konumlanmaya çalışıyorlar. Pepe şut çekmek için pozisyon üretmeye çalışıyor. Bamba da ceza sahasında nerede boşluk varsa oraya doğru koşuyor. Kimi zaman Pepe’yi rakip takım çok iyi kapatıyor. O da unutulan Bamba’ya pas atıyor. Bunlar yaşanırken Ikone genelde kaleyi tam cepheden gören yerlerde bekliyor. Pozisyon sıkıştığında yeniden şekillendirmek için top ona gidiyor. Eğer boşsa şut çekmeyi de deniyor. Anlattıklarım Bamba için de geçerli. Top ondayken Pepe onun yaptığını yapıyor.

Lille genellikle yerden ara pas atarak içeri girmeye çalışıyor. Orta açmak ise beklerin görevi. Çoğu pozisyonda Ballo-Toure ve Zeki’yi kanat bek olarak görüyoruz. Şekilde gösterdiğim gibi ceza sahasının çaprazında bekliyorlar.  Ortalar genelde buradan açılıyor. Çizgiye inip orta açan neredeyse hiç yok. Fransa’da en iyi kontra atak yapan takımlardan biri Lille’dir. Zaten elinizde böyle oyuncular varsa yapabileceğiniz en iyi iş kontra ataktır. Attıkları gollerin birçoğu kontra ataktan geldi. Son maçlarda kenardan gelen Araujo da buna yatkın bir oyuncu. Oyunu daha da hızlandırmak adına Ikone’yi çıkartıp Araujo ile 3 kanat oyuncusunu aynı anda sahada görev alıyor.

Lille’in belirleyemediği tek alan merkez forvet. Kadroda 3 forvet var; Remy, Fonte ve Leao. Galtier, üçünü de ilk 11’de oynattı, sonradan oyuna soktu. Herkese forma şansı veren teknik adamları seviyorum. Fakat burada bir tezatlık var. İlk 11’deki 10 oyuncuyu direkt kağıda yazabiliyoruz ancak forvet belirsiz. Bunun nedeni de Galtier’in sürekli arayış içinde olması. Bana kalırsa en iyi seçenek Leao. Arkadaki üçlüye oyun tarzı olarak en yakın oyuncu o. Üstelik hem Remy hem Fonte yaşça Leao’dan büyükler. Hem takımın politikası genç oyuncular alıp satmak olduğu için Leao oynamalı. Buradaki belirsizlik de ortadan kalkarsa takım bambaşka bir seviyeye çıkar.

Ekstra Katkı

Hücum oyuncuları çok hızlı, hareketli, çalım becerileri yüksek olunca onları durdurmak çok zor olur. Dolayısıyla müdahale etmek, oyunculara yakın durmak gerekir. Böyle olunca da faul sayıları artar. Lille 13 haftada toplam 7 penaltı kazandı. Bu penaltıların çoğu müdahale sonucu yerde kalan oyunculardan geldi. Penaltılar rakip oyuncunun elle dokunması gibi kolay ve rakipten kaynaklanan pozisyonlardan gelmişse konuşmamıza gerek yok. Lille’in penaltılarında rakip takım penaltı vermiyor Lille kazanıyor.  Lille sadece penaltı kazanmıyor, bu oyuncular sayesinde rakip takım kartlar görüyor ve rakibin direnci zayıflıyor. Böylelikle pozisyona daha kolay girebiliyorlar.

Sonuç

Ligue 1’de PSG’yi bir kenara ayırırsak Şampiyonlar Ligi için kıyasıya bir mücadele var. Lille gibi geçen sezonu 17. bitiren takım için böyle bir yarışa girmek bile müthiş başarı. Lille böyle oynayınca aynı oyuncularla uzun vadeli plan yapmak zorlaşıyor. Bugünlerde Avrupa gündemini meşgul eden bir haber var: Pepe’nin ocak ayında Manchester City’e gidebileceği konuşuluyor. Oraya gitmese bile o ayarda bir takıma muhakkak gidecektir. Buradaki temel problem hep aynı oyuncuların sahada yer alması. Pepe gitse yerine kim oynayacak? Araujo var ama şu an Pepe seviyesinde değil. Kadro derinliği konusunda ciddi problemler var. 1-2 oyuncu astronomik fiyatlara satılırsa o paralarla alınan potansiyel yıldızlarla yedek kulübesi dolabilir. Tıpkı Tottenham’ın Bale’i satıp aldığı oyuncular gibi.

About Ahmet Nazır

Futbol ağırlıklı sporun her dalında eğitici ve eğlenceli yazılar yazar. İletişim: ahmetnazir@topsuzoyun.com

Check Also

Maç Analizi | Galatasaray 6-0 Ankaragücü

Galatasaray ikinci devrenin ilk maçında, sahasında Ankaragücü’nü Sinan(2), Onyekuru(3) ve Ndiaye’nin golleri ile 6-0 mağlup ...