18 Ekim 2019, Cuma

Futbolun Zaman İçerisindeki Dönüşümü -2

Serinin ikinci yazısı ile birlikteyiz.
Formasyon ve uygulayıcısı olan teknik direktörlerin, karakteristik yapıları, saha içi görevlendirmesi ve oyuncu tercihleri bir formasyonu hücum ağırlıklı yahut savunma ağırlıklı hale dönüştürebilir. Conte, Juventus’ta oynattığı “regista”lı 3-5-2’si ile bol gollü galibiyetlere imza atarken önceki yazımızda üzerinden geçtiğimiz Otto Rehhagel’in Avrupa şampiyonu olan Yunanistan’ı 1-0’lık galibiyetler ile yoluna devam edebiliyor. (birçok maça dörtlü savunma gibi çıkarak maç içerisinde Dellas’ı eskinin liberolarına benzer pozisyon aldırarak diğer stoperlerin adam adama oynamasını istemiş ve sahada oldukça sıkı bir üçlü savunma görülmüştür)

Burada ikisini de ayrı ayrı incelemek isterim. 2004 Yunanistan’ı yüksek yaş ortalamasına sahip, proaktif olamayacak kadar ağır, kısmen toplu oyunda yetenekli isimleri de bünyesinde barındıran ama savunma anlamında stoperlerinden orta sahasına dek müthiş ciddi ve sert bir takımdı. Ortaya çıkan neticeden yola çıkarak “King Otto”nun savunmacı bir yapısı olduğunu söylemek yüzeysel bir varsayım olmanın ötesinde geçemez. Zira daha öncesinde görev aldığı tüm takımlarda onu tutan ve hatta Bayern’in başına geçmesine vesile olan en büyük özelliği yediğinden fazlasını atan hücumcu yapısıdır. Fakat usta taktisyen, önceki tecrübelerinden edindiği bilgi birikimi ile harmanladığı muazzam pragmatizmi ile futbol romantiklerinin adeta böğrüne saplanan, bahsedilmekten kaçınılan, hatırlanmak istenmeyen bence müthiş bir başarı elde etmiştir.

Dünya futbolunda bireysel yetenekleri ile ön plana çıkan, önceliği estetik ve güzel futbol olan tüm takımlara ve hocalarına atılmış sert bir tokat gibidir Yunanistan’ın bu tarihi başarısı. Yani diyebiliriz ki, hücum serbestliği ve ekstra yetenekleri etkin kullanma amacıyla Carlos Bilardo’nun Arjantin’de kullandığı 3-5-2. Maradona’ya daha fazla etkinlik alanı sağlamıştır. Karşıt örnek yukarıda bahsettiğimiz 2004 Yunanistan’ı.

Fotoğraf 1- Otto Rehhagel

Antonio Conte ve Juventus
Conte, alttan gelerek mücadele ile bulunduğu noktaya erişmiş, en yüksek seviyesine oynattığı marjinal 4-2-4 ile ulaşmış ciddi anlamda işkolik bir teknik direktördür. Juventus’a geldiğinde de Siena’daki sistemini devam ettirmek ister fakat artı yönde şöyle bir farklılık vardır. Bu takımda birbirinden kaliteli üç stoper ve dördü de birbirinden etkili merkez orta saha oyuncusu vardır. Conte’nin kendi tercihinde ısrarcı olması bir anlamda bir üst düzey stoperin yedek kalması ve iki merkez orta sahadan oyun içinde katkı alamamak anlamına gelecekti. Futbolculuğu döneminde inatçı karakteristik yapısı ve zekası ile fark yaratan Conte, bunu teknik direktörlük açısından en ciddi sınavı olan Juventus döneminde de ortaya koymuştur. Herkesin bildiği malum Juventus dominasyonu onun döneminde başlamıştır. Pirlo’nun klasik defansif orta sahalardan ziyade savunma önünde yer alan bir nevi “geride pozisyon alan” 10 numara oyunu günümüz literatürüne bir oyuncu profili daha kazandırdı. Regista. Oyunlardan bilinen diğer meşhur ismi ise “Lying playmaker”. Pirlo bu sistemde oldukça kilit rolde idi. Önünde oynayan üç müthiş merkez orta sahayı ve arkasındaki üç üst düzey stoperi oyuna katmakta ve takımın hücum aksiyonlarını belirlemek noktasında belki de dünyada bulunacak en iyi isimdi. Tüm bu çıkarımları yapabilmemiz, Conte’nin, tereddütsüz 3-5-2’ye geçmesi sayesindedir. Yoksa klasik 4’lü savunma ve merkezde tercih edilecek totalde 3 merkez orta saha ile oynasa idi kuvvetle muhtemel ne bu dönemde üçlü savunmalar bu kadar popüler olabilirdi ne de onlara tedbir amaçlı geliştirilen diğer formasyonların varyantları. Conte yeni bir şey keşfetmedi elbette fakat Rehhagel örneğinde olduğu gibi oyun içerisinde en iyi verim alabileceğini düşündüğü sistem ve formasyon ile sahaya çıktı ve tüm dünyaya 3’lü savunmanın sadece savunmak için olmadığını oldukça gürültülü biçimde ispat etti.

Fotoğraf 2 – Antonio Conte

Yani vardığımız nokta, günümüz futbolunda kusursuz savunma için de, merkeze sahip olup hücum devamlılığı sağlamak için de kullanılır hale gelmiştir.

Total Futbol ve Günümüze Olan Etkisi
Rinus Michels kuşkusuz futbol dünyasında en büyük dahilerden biridir. Kimi efsaneler yüzlerde tebessüm ile anılırken kimilerinin anılmak dahi istenmez. Total futbolun kaşifi ve uygulayıcısı Michels ile Catenaccio’nun Mucidi Helenio Herrera iki zıt örnek gibidir. Birinde alabildiğine serbesti ve estetik ön planda iken diğerinde sisteme sıkı sıkıya bağlılık ve neticeye odaklılık ön plandadır.

Neden Herrera ve Michels karşılaştırması?

Şöyle ki; Bilinen tüm kaynaklar içerisinde Michels, Cruyff ve 4-3-3 hemen hemen eşdeğer gibi görülmüş ve anlatılmıştır. Bu doğru olmakla beraber Cruyff’un da kabul ettiği ve icra ettiği üzere Michels saha içerisinde 4-3-3’ten biraz daha farklı bir diziliş olan 3-4-3’e yumuşak geçiş yapmıştır. Cruyff, bu radikal formasyonu (bulunduğu dönem içerisinde kanat bekleri kullanmaması, oyunun merkezini baklava tabir edilen orta sahaya teslim etmesi ile çağdaşlarından sert bir biçimde ayrılan yapısı sebebiyle böyle anılmıştır) ile bugünkü Barcelona modelinin yapı taşlarını oluşturmuştur. Özünde üçlü savunmaya olsa da 4-3-3 formasyonundan bir pozisyonun yer değiştirmesi ile türetilmiştir.

Fotoğraf 3 – Rinus Michels

Helenio Herrera ise yine pragmatist akımdan gelen, takımın savunmadaki eksik noktalarına kafa yoran ve mevcut savunma yapılarını gözden geçirip radikal biçimde hataları minimize etmeye çalışan büyük bir taktisyendir. Meraklılarının bildiği üzere “catenaccio” bir tür asma kilit olup, savunmanın birkaç adım gerisine yerleştirilen bir “stoper” ile diğer stoperlere hamle imkanı, adam markajı ve cesaretle rakibe müdahele edebilme şansı tanımıştır. Bu noktada kapının/savunmanın arkasındaki kilit sarkık libero (ön liberoların atası olduğu söylenir) yahut oyun kurucu stoper olarak adlandırılmıştır. Arkasında ekstra bir stoper bulunan savunmacı, arkasının süpürülebileceği güvencesi ile daha rahat hareket etmiş ve bu rahatlık ile takımlar çok daha sert ve etkili bir savunma yapabilmişlerdir.

Fotoğraf 4 – Helenio Herrera

Tekrar özet geçersek, futbolda formasyonlar elbette önemlidir. Fakat bunları icra edecek olan hocaların oyun anlayışı, kadronun çeşitli formasyonlara uyum sağlama seviyesi ve kadro mühendisliği elbette ki bu tercihlerin yapılmadı açısından önemli kriterlerdir. İleride seri olarak yazmayı düşündüğüm teknik direktör profilleri ve oyuna bakış açıları konulu dizide bu konunun bir de saha içerisinden değil saha kenarından fotoğrafını çekeceğiz.

Yazıyı çok fazla uzatıp sizleri sıkmak istemiyorum. 3. Yazı ile daha yakın bir zaman içerisinde tekrar buluşmak ümidiyle.

3. Yazımızda da günümüzde oldukça çok kullanıcısı olan, diğer sistemler tarafından “bug” ilan edilen sistemler üzerine yoğunlaşacağız. Değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür eder, hayatta hep oyunu domine eden tarafta olmanızı temenni ederim.

Yazıya ek olarak kendisini, hırsını, azmini ve aidiyetini çok sevdiğim Trapattoni’nin oldukça sert basın
açıklamasını şuraya bırakayım.

About Hikmet Pınarbaş

Check Also

Armaya Adanan Hayat: BEKİR ÇINAR

  15 Aralık 1995 Belçikalı Jean-Marc Bosman, Avrupa Adalet Divanı’na açtığı davayı kazandı. Bu karara göre ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/