17 Ağustos 2019, Cumartesi

KUPA’NIN NOSTALJİK ADAMLARI | RONALDINHO GAÚCHO

Birini yaptığı işte “iyi” olarak değerlendirmenin yazılı olmayan bir kuralı var günümüzde. Artık, iyi şarkı aldığı tık sayısına, iyi film onu kaç kişinin izlediğine, iyi kitap kaç tane sattığına göre seçilir oldu. Böyle bir anlayış tüm kökleriyle etrafımızı sarmışken pek çok şeyde olduğu gibi futbolda da “iyi” olarak adlandırılmak oyuncunun kaç kupa kazandığı, kaç gol, kaç asistle oynadığıyla doğru orantılı hale gelmiş durumda. Takımımızla bir futbolcunun adı anılmaya başladığı zaman ilk işimiz istatistiklerine ulaşıp topu kaç kere filelere yolladığına ve takım arkadaşlarına kaç kere gol attırdığına bakmak. Çoğu zaman oyuncunun mevkiisi -mesela orta sahada oynuyor olması- ya da sürekli kendini yenileyen futbol şartları göz ardı ediliyor. Takım oyununda her santraforun görevinin çok gol atmak olmadığını söylediğinizde futbol cahili ilan edilmeniz ihtimaller arasında. Bununla birlikte sayılar bazı adamların “iyi” oluşunu göstermek için her zaman yeterli değil. Tıpkı Brezilyalı Ronaldinho gibi. Türkiye’nin iki büyük takımından birinin diğerinden kendi evinde üç yediğini ve ev sahibi taraftarın buna karşın rakip takımdan bir futbolcuyu ayakta alkışladığını hayal edin. Edemediniz mi? Madridliler 19 Kasım 2005’te Santiago Bernabeu’da Barcelonalı Küçük Ronaldo için ayağa kalkmış el çırpıyorlardı. Ne diyor 2000 futboluna şahitlik edenler: “Öyle büyük topçuydu Ronaldinho.”

Brezilya’da doğan bir çocuğun kaderinde on kurtuluş yolu varsa bunlardan sekizi futboldan geçiyordu ve Porto Alegre’de yoksul bir ailenin içine doğan Ronaldo de Assis Moreira da yolunu meşin yuvarlakla çizen o çocuklardan biri olacaktı. Zaten baba Joao eski bir futbolcuydu ve ailenin geçimini sağlayan abi Roberto da ekmeğini top koşturarak çıkartıyordu. Futbol Ronaldinho’nun kanındaydı.

İnsan hayatının bazı dönemlerine dönüm noktaları ve yeniden başlangıçlar serpiştirilmiştir. Ronaldinho‘nun ilk dönemeci için çok beklemesine gerek yoktu. 1988 yılında, o daha sekiz yaşındayken abi Roberto Brezilya ligi ekiplerinden Gremio’yla ilk profesyonel sözleşmesine imza attı ve Moreira ailesi yoksul yaşamlarından zengin bir mahallenin havuzlu villasına keskin bir U dönüşü yaparak girdi. Aynı yıl bir şeyler kazanırken daha büyük şeyler kaybedebileceğini de öğrendi küçük adam. Babası Joao yeni evlerinin havuzunda geçirdiği bir kaza sonucu hayatını kaybetti. Roberto’nun ailesini ayağa kaldırmak için başvurduğu futbol Ronaldinho’nun minik kalbinde artık sadece bir geçim kaynağı değil babasının düşleriydi de. Madem yaşam ona ilk kahramanını yalnızca 8 yıl görebilmesine müsaade etmişti o da kahramanının hayallerini kendinde yaşatacaktı.

Brezilya’nın sokaklarında top koşturmaya alışkındı Ronaldinho ancak topa ciddi anlamda ilk dokunuşları Rio Grande do Sul eyaletinin plajlarında başladı. Çelimsiz, bit kadar bir çocuk olması iri rakipleri karşısında ona dezavantajdı buna karşın esnekliğiyle ve kıvraklığıyla da dikkatleri çekmeyi başarmıştı. Sokak ve kumsalların yanında futsalla da ilgileniyor olması ona bireysel yetenek anlamında bir hayli birikim sağladı. Babasının ona “Sahada basit oyna.” öğüdü daha şimdiden çok da mümkün olmayacak gibi görünüyordu. İlk futbol macerasına oldukça iyi başlamış olan abi Roberto’ysa kısa sürede azmi ve çabasıyla başka ülke liglerinin dikkatini çekmeyi başardı ve 1992’de İsviçre’nin Sion takımının yolunu tuttu. Babasından sonra idolü olarak gördüğü abisinden ayrılacak olmak Gaúcho’ya bir hayli üzüntü veriyor olsa da onun her şeyi ardında bırakıp sarılacağı bir dalı vardı artık, çim sahalar. Abisinin kariyerine başladığı Gremio’nun alt yapısında oynamaya başlamıştı ve kelimenin tam anlamıyla “döktürüyordu”. Henüz 13 yaşındayken ilk 11’inde yer aldığı bölgesel bir maçı 23-0 kazanmışlardı ve 23 golün tamamı ona aitti. Onu sahada izleyenler arasında “Yeni Pele” olarak adlandıranlar dahi vardı. Bununla birlikte plajlardan çıkıp yeşil zemine alışmasının çok kolay olmadığı da bir gerçekti. O top sürmenin zor olduğu kumların arasından geliyordu; ayak bastığı sahalardaysa meşin yuvarlak dans edercesine kayıyordu, bu da çoğunlukla ona kontrol konusunda sıkıntı çıkartıyordu.

1997 yılı geldiğinde Brezilya U17 takımının kadrosundaydı genç adam. O sene Mısır’da düzenlenen FIFA 17 Yaş Altı Dünya Şampiyonası’nın kazananı Sambacılar olurken Ronaldinho turnuvanın en golcü oyuncusu unvanıyla adını dünyaya duyurarak ülkesine geri döndü. 1999’da bu sefer Amerika Kupası için A milli takımın formasını geçirdi üzerine.  Hayatındaki her şeyi tekrar değiştiren ikinci U dönüşünü burada yapacaktı Brezilyalı. Venezuela ile oynanan maçta Alex de Souza’ın yerine 21 numaralı formasıyla oyuna giren Ronaldinho, Cafu’nun ona korner çizgisinin önünden çevirdiği topu müthiş bir gole çevirdi. Ceza sahasının içinde topu diziyle sağ ayağına indirdi hiç beklemeden karşısında duran ilk rakibin üzerinden geçirdi, ikinci Venezuelalı oyuncuya da acımadı aynı ayağının dışıyla topu bu sefer rakibinin önünden çok olağan bir şeymiş gibi yuvarladı, kaleciyle karşı karşıya geldiğindeyse topu kontrol edip sol çapraza yolladı. Küçük Ronaldo için Avrupa tamtamları daha güçlü çalıyordu artık.


Beklenilen olmuş futbolcu avcıları Brezilyalının adını Avrupalı kulüplere taşımakta gecikmemişlerdi. İlk teklifi İngiliz ekibi Leeds United getirdi. Gremio ve futbolu bırakıp kardeşinin menajerlik görevini üstlenen abi Roberto bu ilk gelen teklifi geri çevirdi çevirmesine ama bu sefer de kapılarını PSV Eindhoven çaldı. Kulüp değerli oyuncularının Hollanda’ya gitmesine de engel olmuştu ancak çekirge üçüncü kez sıçrayamayacaktı. Temmuz 2001’de yüzünde sürekli sırıtık bir ifadeyle gezen dişlek bir adam Paris’e uçuyordu. Nicolas Anelka ve Jay-Jay Okocha’lı PSG’ye. Porto Alegre’den Eyfel Kulesi’ne… Her ne kadar transfer süreci bir hayli baş ağrıtmış olsa da -İki kulüp arasındaki bonservis bedeli anlaşmazlığı mahkemeye taşındı ve oyuncu bu sebeple 6 ay boyunca sahalardan uzak kaldı- antrenman sahasına ayak bastığında geleceğe dair oldukça ümitliydi Ronaldinho fakat ala keçi her vakit püsküllü oğlak doğurmuyordu. Teknik direktör Luis Fernandez öğrencisinin adaptasyon sorunu yaşadığını düşünüyordu. Çıktığı 28 maçta 9 gol atmıştı ama ondan beklenilen bu değildi. Paris’te futboldan çok gece hayatına merak salmıştı Gaúcho. Ayrıca ne yediğine içtiğine dikkat ediyor ne de antrenmanlarda söz dinliyordu. Tüm bunlar sezon boyunca sürdü, Ronaldinho tarihe geçmek için geldiği Fransız takımında tarih olmak üzere olduğunu hissediyordu. Üstelik tüm o büyük potansiyeline rağmen. Brezilyalı sezon sonunda başka bir takıma gitmek istediğini söylese de oyun özgürlüğüne kavuşmak için 2003’ü beklemesi gerekti. PSG Avrupa kupalarına katılmaya hak kazanamayınca taraflar arasındaki sözleşme gereğince adı satış listesine mecburi olarak koyuldu.

Futboldan uzak kaldığı altı ay ve sezonun geri kalanında gösterdiği performans sebebiyle 2002 Dünya Kupası kadrosunda kendine yer bulamayacağını düşünüyordu Ronaldinho. Ancak işler hiç de öyle olmadı. Turnuva başladığında Sambacıların içindeki 4R’den biriydi. Ronaldo, Rivaldo, Ronaldinho ve Roberto. Kura çekimlerinin ardından Türkiye, Çin, Kosta Rika’nın olduğu C grubuna düşen Brezilya ilk sınavını da milli takımımıza karşı verdi. 2-1 biten maç Sambacıların galibiyetiyle sonlanırken ilk yarıda sahada olan Küçük Ronaldo ikinci yarı teknik direktör Felipe Scolari tarafından oyundan alınmıştı.  Ev sahiplerinden Çin’le oynanan ikinci maçta 46 dakika oyunda kalan Ronaldinho 1 gol bir 1 asistle maçın yıldızı oluyordu. Son 16 turunda da Robert Waseige’nin Belçikası’na karşı da bir asistle oynadı ancak tüm bunların yanında belki de kendisinin ve onu izleyenlerin en unutamayacağı an çeyrek finalde İngiltere kalecisi David Seamen’a attığı frikik golü olacaktı. Kaleden aşağı yukarı 30-35 metre uzağa dikilmiş topun başına geçtiğinde takım arkadaşları dahil pek çok insan içeriye doğru bir orta yollayacağını düşünüyordu ama o ağları hedeflemişti. Vurduğu top falso aldı, barajın üstünden süzüldü, uçtu uçtu kaleci Seamen’in üzerinden geçti ve üst direğin oraya geldiğinde pat! Kalenin içine düştü. Gerçi maçın devamında Danny Mills’e yaptığı faulün ardından gördüğü kırmızı kart nedeniyle Türkiye’yle oynanacak yarı final karşılaşmasında cezalı duruma düştü fakat bu akıllara zarar gol her şeyi gölgede bırakmaya yetmişti. Pele’nin gruplardan çıkamazlar dediği Brezilya finalde Almanya’yı 2-0 yenip beşinci Dünya Kupası’na ulaşırken Ronaldinho’da şampiyonanın en iyi beş orta sahasından biri seçiliyordu.

PSG 2003’te onu satış listesine koyduğunda talipleri ağabey Roberto’yu rahatsız etmekte gecikmedi. 2002’de boy gösterdiği Dünya Kupası onun neler yapabileceğinin sadece bir ön gösterimiydi, Avrupalı kulüpler başarının kokusunu almışlardı. İlk girişimler PSV Eindhoven’dan geldi. Manchester United bende varım diyerek yarışa dahil olunca Hollanda ekibi bir kez daha istediğini alamadan saf dış kalıyordu. Hatta Kırmızı Şeytanlar transferin bitmek üzere olduğu konusunda resmi açıklama dahi yaptılar. Ancak masaya bir büyük patron daha oturdu, Barcelona da Ronaldinho’yu istiyordu. Kartlar yeniden dağıtıldı ve elin kazananı Katalan ekibi oldu. Gaúcho çeşitli dedikodular arasında 32,25 milyon Euro karşılığında Camp Nou’ya gidiyordu. Mesela, Barcelona ezeli rakibi Madrid’e kaptırdığı David Beckham’ın yerini böyle doldurmaya çalıştı diyordu medya ya da Ronaldinho sırf yeterince yakışıklı olmadığı için İspanyollar tarafından tercih edilmemişti.

Barcelona’daki ilk maçından itibaren PSG günlerindeki tablonun tam tersine bir resim çizdi Brezilyalı. Daha hırslı daha istekli daha gece hayatsız… Puyol’lu, Xavi Hernandez’li, Phillip Cocu’lu, Iniesta’lı oldukça yetenekli isimlerin bulunduğu bu ekipte kendini göstermesi çok da zor olmadı. Çıktığı ikinci maçta topu ağlara yollayıp ilk golünü kaydetti. Futbol oynuyordu Ronaldinho, bireysel yeteneklerini arkadaşlarının oyunuyla birleştirmişti. Ekibi iyi olduğunda tahta oturacak ilk ismin kendisi olduğunu ispatlamıştı herkese. Dar alanda çalım, kısa vuruşlarla top sürme, topu adeta ayağına yapıştırıp ilerleme… Öyle ki bir süre sonra rakipler sadece Sambacı üzerinden oyunlarını kurmaya başlamışlardı. Takıma geldiği ilk senesinde çok istemesine rağmen şampiyonluğa ulaşamadılar. Lig Real Madrid’in altında ikinci sırada bitti. 32 maçta 15 golle oynayan Ronaldinho’ysa gösterdiği performansla FIFA tarafından Yılın En İyi Futbolcusu seçildi. Susadığı lig kupasına uzanması da çok uzun sürmedi. Barcelona’da geçirdiği ikinci sezonda Madrid’i sollayıp 84 puanla ligi birinci olarak bitirdiler. 5 yıllık hasret sona ermişti. Bu aynı zamanda Brezilyalı’nın bir lig takımıyla yaşadığı ilk şampiyonluktu. Katalanlar Küçük Ronaldo’yu, Küçük Ronaldo Katalanları seviyordu. Kulüp yöneticileri bu sevginin karşılığını oyuncusunun bonservisini 150 milyon Euro’ya, sözleşmesini de 2010 yılına kadar uzatarak gösterdi.

2005-2006 sezonu, sırtında kupalarını içine attığı torbasıyla başarı merdivenlerini çıkmaya devam etti Ronaldinho. Katalanlar ligi yine şampiyon olarak bitirirken 29 maçta 17 gol 15 asistle ipi en önde göğüsleyenlerden biriydi yine. Aynı sezon Şampiyonlar Ligi’ne de el atacaktı Gaúcho. Finale yükselip Arsenal’e karşı oynadıkları 90 dakikayı 2-1 galibiyetle bitirdiklerinde kupayı kaldıran herkes kendisini Ronaldinho’nun attığı slalom goller gibi müthiş hissediyordu. Aynı sezonda yaşanan hem lig hem Şampiyonlar Ligi galibiyeti. Bir de üzerine Ballon d’Or’u atmıştı sırtındaki torbaya. Gelen Dünya Kupası’ndaydı sıra. Burada ulaşacakları bir zafer peri masalını taçlandıracaktı. Fakat galiba at arabasının bal kabağına dönme vakti gelmişti. Avustralya, Hırvatistan, Japonya’lı F grubunda yarışa başlayan Brezilya ilk aşamadan lider olarak ayrıldı. Son 16’daki Gana mücadelesinden de başarıyla sıyrıldılar. Herkes Ronaldinho’lu, Ronaldo’lu, Kaka’lı takımdan şampiyonluk beklerken Brezilya çeyrek finalde Fransa’ya Henry’nin golüyle 1-0 mağlup olacaktı. Üstelik Küçük Ronaldo çıktığı 5 maçta da 0 çekmişti. Başarılarıyla dolu torbasını eline alıp aşağıya inmeye başladığı dönem bu hayal kırıklığıyla başladı işte. Aslında takip eden sezonda İspanya Ligi’nde çok iyi bir yıl geçirdiği söylenebilirdi. Takımı zirvedeki yarışı, kendisi gol krallığındaki yarışı bırakmamış ancak oyunun sonunda Barcelona Madrid’e teslim bayrağını çekmiş, Brezilyalı ise gol krallığında 3. sıraya yerleşmişti. Ayrıca çeşitli markalardan aldığı reklam teklifleriyle de para kazandığı alanı futbolun dışına taşımıştı. Öyle ki 2007 yılında en çok kazanan futbolcular listesinde bir yer bile bulmuştu kendine. Ancak küçük bir kar topu dağdan yuvarlanarak inmeye başlamıştı bir kere. Çığ olup ortalığı darma duman etmeden duracağa da benzemiyordu. 2007-2008 sezonunda yedek kulübesiyle dostluğunu pekiştirdi, forma şansı bulmak oldukça zorlaşmıştı. Yaşadığı sakatlık dönüşü kadroyla ilişiğinin tamamen kesilmesi, teknik direktörü Frank Rijkaard’la yaşadığı sorunlar, moral bozukluğunu takımın geneline yansıtması, bazıları tarafından sezon sonu Madrid’e kaybedilen şampiyonluktan kendisinin sorumlu tutulması, Ronaldinho için veda vaktinin çoktan geldiğini gösteriyordu. Oynanan 145 maç ve atılan 70 gol. Kazanılan 2 Lig, 2 Kral ve 1 de Şampiyonlar Lig’i kupası. Efsaneleşen onca zaman. İşe yaradığınız düşünülmüyorsa hiçbir başarınızın önemi kalmıyor. Takip eden zamanda kulüp başkanı Laporta Brezilyalı oyuncularının kariyerinde yeni bir dalgalanmaya ihtiyaç duyduğunu söyledi ve Ronaldinho takımdan orta şut karışımı bir vuruşla gönderilmiş oldu. Çizeceği yeni yolda her ne kadar İngiltere Ligi ekibi Manchester City’den teklif almış olsa da tercihini İtalya’dan yana kullandı Sambacı. 25 milyon Euro bedelle Milan’a, Serie A’ya çevirdi rotasını. Kırmızı siyahlı ekipte 10 numaralı formasını sırtına geçiremedi, o forma Clarence Seedorf’a aitti. O da 80 yazdırdı sırt numarasına. Doğum tarihinden esinlenerek bir tür totem denemesi yapmıştı belki. Futbola yeniden doğuş, her şeye yeniden başlamak… Olmadı. Kulüpteki ilk sezonunda oldukça istikrarsız bir performans sergiledi. Her ne kadar 2008, Eylül ayında Milan’ın ezeli rakibi Inter’le oynadıkları maçta galibiyeti getiren tek golü atmış olsa da tacını tekrar takmaya geldiği İtalya’da taçsız kalmıştı Çirkin Kral. Ülke insanları futbolundan çok Milano gecelerindeki zevküsefasını konuşuyordu. Takip eden sezondaysa formuna yeniden kavuştuğunu hissettirmişti. Yeni hocası Araujo ile kendini yeniden inşa ediyordu sanki. Lig biterken Milan’ın o sene en iyi performans gösteren oyuncusu haline geldi. “Eski halime geri döndüm.” diyordu. “Aslında bakarsanız eski halimden bile daha iyiyim. Artık her şey daha basit görünüyor.” Ama her şey göründüğü kadar basit değildi. Kulüple geçirdiği son yılda çok aşağılarda bir grafik çizmese de istenilen performansı gösteremedi ve 2011’in başında AC Milan yöneticileri 3 milyon Euro gibi bir rakamla adını satış listesine koydu.


11 Ocak 2011’de Flamengo takımına transferiyle Avrupa macerasına son noktayı koydu Ronie. Eve dönüş vakti gelmişti. Tanıtım törenine 20 binden fazla taraftar katıldı. Oldukça kalabalık bir hoş geldin karşılaması. Artık eski formundan bir kıvılcım yakalayıp 2010 Dünya Kupası’nda sırtına geçiremediği milli takım formasını tekrar elde etmek istiyordu. Fakat bu düşünce bile onu yeniden merdiven basamaklarını tırmanmaya itemedi. 2012 yılında alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle kulüple yollarını ayırdı ve aynı yılın haziran ayında ülkesinden bir başka takımla Atletico Mineiro ile anlaştı. Burada gösterdiği çabayla da “yıkılmadım, ayaktayım” diyordu. Fakat sadece o kadar, hala büyük bir futbolcuydu ama artık büyük oynayamıyordu. Çirkin Kral bundan sonra sırasıyla Meksika’da Querétaro ve Brezilya’da Fluminense takımlarında da forma giydi ve 2015’te sanatını yeşil sahalardan çekti.

Desteklediğiniz takım her sezon yeni bir forma piyasaya sürer; beğenir, beğenmezsiniz, alır ya da almazsınız. Ama vazgeçemediğiniz, yıllar öncesine ait bir formanız daima vardır. İşte Ronaldinho o formalardan biri. Daha iyi formalar görebilirsiniz ama bir o kadar değerlisini göremezsiniz. Belki göz dolduran o müthiş futbolu kariyerinin yalnızca birkaç yılında oynadı ama zaten o sahada bir futbolcudan çok sanatçıydı, eser sayısından daha çok eser kalitesiyle hayranlık uyandırdı. Ronaldo de Assis Moreira. Sahaların güler yüzlü futbol şairi.

About Zübeyde Özcan

Futbol izler/okur/yazar.

Check Also

Maç Analizi | Galatasaray 3-0 Yeni Malatyaspor

Galatasaray dün gece Yeni Malatyaspor’u, Diagne’nin ikisi penaltıdan olmak attığı üç gol ile geçti. Sarı-kırmızılı ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/