17 Eylül 2019, Salı

Maç Analizi | Fenerbahçe 1-1 Trabzonspor

Maçın kaybedeni kim? Her iki takım da 1 puanı cebe koymuş olabilir; fakat oyunsal üstünlüğü elinde bulunduran, 7 tane net gol pozisyonunu değerlendiremeyen Fenerbahçe, dominantlığını bitiricilikle sentezleyemeyip sahadan beraberlikle ayrılarak 2 puanı kaybeden taraf oldu. Trabzonspor ise, AEK maçı dönüşü yaşadığı yorgunluğa rağmen güçlü bir mukavemet ortaya koyarak, diri ve zorlu bir takım olduğunu bizlere gösterdi. Tempolu, heyecan verici, bol pozisyonlu bir derbi izledik.

Santradan dakikalar sonra Muriç ile ilk pozisyonunu yakalayan sarı lacivertliler, bundan kısa bir süre sonra da Tolga ile ikinci gol fırsatıyla buluştu. Her iki anda da kaleci Uğur’u geçememekle kalmayıp, biraz olsun daha etkili kullanabilirlerdi şanslarını. Maça hızlı başlayan Fenerbahçeli oyuncular; rakip yarı sahaya yayılarak, kolaylıkla topa yön vererek kendilerine alan yarattılar. Ayrıca Trabzon’un sahanın merkezinde yerleşimi ve savunmayı doğru kurgulayamaması, orada kullanım alanı geniş boşluklara yol açtı. Aşağıdaki görüntüde hem merkezdeki açığı, hem de Muriç’in geriye gelip de markajı kendi üstüne çekip, arkadaşlarına savunma arkasına koşu imkanı tanıdığını görebilirsiniz. Tolga’nın bu yaptığının benzerlerini, başka isimlerce birçok kez rastladık. Bilhassa Deniz Türüç’ün çoğu zaman bu doğrultuda atılımlar yapıp, rakip kaleye gözdağı verdiğine şahit olduk.

Ekuban ve Sörloth’un ileri uçta görev alması, konuk ekibin orta sahada iki kişi kalmasına neden oldu. Böylelikle ev sahibi ekip, rakibini 2. bölgede 3’e 2 biçimde yakalayıp sayısal üstünlüğü ele geçirdi. Bu tür durumlarda tamamlayıcılığı iyi olan Emre ve Kruse, enikonu faydalandı orta sahadaki müsait alanlardan. Kaptan, görüş açısının geniş olması sayesinde türlü uzun ve diyagonal paslarıyla pozisyonlar üretti. Max ise, kilit paslarıyla aynı durumu geçerli kıldı. Alman oyuncunun Garry ile olan uyumu hazırlık maçlarından beri biliniyordu, bu karşılaşmada da bu ikilinin ceza yayına yakın noktalarda yaptıkları duvar pasları dikkat çekti. Buna benzer pasların birinde de nitekim golü buldular.

19. dakikada yayıncı kuruluş tarafından sunulan veride, isabetli pas sayısı bakımından Fenerbahçe’nin 108’e 18 gibi, rakibine göre 6 kat fazla başarısı gözüküyordu. Bu, ev sahibinin pas kalitesinin yüksek olmasından ve konuk ekibin çok top kaybı yapmasından kaynaklıydı. Bordo mavililerin teknik kapasitesi ve oyun zekası en yüksek ismi Sosa’nın dahi, topla iletişimi zayıf kaldı ve konseptinde barındırdığı servisçi stili yeterince faaliyet gösteremedi. İlk yarıda, içinde bulunduğu 18 pas aksiyonunda %77.8 başarı oranı sağlayabildi. Orta denemelerinde kötü, uzun toplarda iyi görüntü çizdi. Genel anlamda ise Trabzon, ilk 20 dakikadan sonra nihayet rakip kalede tehdit yaratacak ataklara başvurmaya başladı. Dirar’ın kanadından etkinlik oluşturmaya çalışan Avdijaj üzerinden ortalara giriştiler. Ters tarafta Nwakaeme’nin adam eksiltme ve çalım atma becerileri yoluyla kale sahası civarında Altay’ı yokladılar. 27’de Ekuban ile beraberliği getiren golü buldular. Bundan 3 dakika sonra Avdijaj’nın kaleciyle birebir kaldığı pozisyonda net bir fırsatı harcadılar. Devrenin bitimine beş dakika kala, biri direk olmak üzere kalelerinde toplam 4 ciddi pozisyon gördüler. Bunların ikisinde Garry, diğerlerinde Kruse ve Tolga’nın rolü vardı.

İkinci yarıda Doğan Erdoğan’ı oyuna alarak rakibin merkezdeki sayısal üstünlüğüne son veren Ünal Karaman, doğru yere neşteri vurdu. Böylece Ekuban’ı sağ kanada atarak 4-3-3’e döndü. Bu hamle, müdafaa kurgusundaki tahribatları önemli ölçüde giderdi. Buna karşın, ikinci yarıya da ilk devrede olduğu gibi baskılı başlayan Yanal’ın öğrencileri, 60’a kadar top üzerindeki buyruğunu sürdürdü. Sonrasında durağanlaşmaları sonucu, oyun dengelenmeye başladı. Asıl hünerleri olan kısa pasları terk edip, gereksiz uzun toplarla ve ortalarla gol aramaya çalıştılar. İlk yarıya göre oluşan bu tezatlık, tabi olumlu bir şey doğurmadı. Konuk ekipte, 71’de günün formsuz ismi A.Parmak’ın yerine Yusuf Sarı maça dahil oldu. Yusuf takıma az da olsa bir hareketlilik kattı, fakat bu devingenlik pek kayda değer değildi. 69 ve 73′ arası her iki hücum kanadını da değiştiren Ersun Yanal, buna ek olarak son 7 dakika Mevlüt’ü oyuna olarak bir nevi çift santrfora döndü. Sonuç olarak, finalde kazanan çıkmadı.

JAİLSON-ZANKA VE HOSSEINI-HÜSEYİN
Aslen maç içinde hissedilen, ama pek de göze çarpmayan bir detay mevcuttu. İlk 45 dakikayı, ev sahibi ekibin stoperleri Zanka ve Jailson toplamda 93 pasla bitirirken, öte yandan Trabzon’da Hosseini ve Hüseyin ikilisinde bu sayı 28’di. Bunda, topa daha çok sahip olan tarafın Kanarya olması ve Ersun Yanal’ın oyunu defans hattı itibariyle kurmayı hedeflemesi etkiliydi. Aynı durum bekler için de yürürlükteydi. Bek demişken, Ozan ve Dirar ortalama bir performans göstererek sınıfı geçti. Sarı lacivertliler daha çok Dirar-Garry tarafından ilerletti hücumsal aksiyonlarını. Ozan defansif yükümlülüklerini yerine getirmekle beraber, birkaç kez rakip oyuncuları ekarte ederek takımının hızlıca atağa çıkmasını sağladı. Uzaklaştırdığı toplarla, kademedeki arkadaşlarını rahatlattı.

TOLGA GÖZE BATTI
Yanal geçen haftaki orta saha tercihlerini bozmadı. Sırıtan tek kişi Tolga’ydı bu karşılaşma adına. Teknik kapasitesi pek iyi denilemez. Haliyle rakip kaleye bu kadar yakın oynayan Fenerbahçe’de, sergilediği hatalı top dokunuşları, şutlardaki noksanlığı çok göze battı. Ancak buna rağmen verdiği 4 kilit pasla, anahtar hamlelerde bulunarak çeşitli olumlu sunumlar gerçekleştirdi. Maçın tamamını göz önüne alırsak, Jailson’dan sonra topla en çok (90) buluşan oyuncuydu. Tandemin diğer bir parçası Emre’nin dikkat çeken yönü, kaptığı toplarla ve uzun paslarla takımı dikine sürüklemesiydi. Tolga’nın top kaptırmadaki eksikliğini dengeleyerek, bir nötrleyici unsur profiline büründü. Topun başına geçtiği köşe vuruşlarında daha etkileyici bir konjonktürde karşımıza geçmesini beklerdim. Gönderdiği topların çoğuna Uğurcan rahatlıkla hakim oldu. Buna ilaveten; sarı lacivertlilerin oynadığı son 2 karşılaşmada hava toplarında rakiplerinden geride kaldığını belirtmekte fayda var. Başakşehir karşısında %39, Trabzon’a karşı ise %43 gibi düşük bir başarı oranı yakaladılar bu konuda. Gelecek haftalarda başı ağrıyabilir Yanal’ın.

DENİZ TÜRÜÇ VE GOLDEKİ HATASI
Kanarya’nın ileri dörtlüsünde salt Türüç’ün ortaya konulan iyi oyuna adapte olamadığını gördük. Teknik adamın talep ettiği bol paslı oyunda, organizasyonlardaki aktifliğini artırmalı ve biraz daha sorumluluk almalı. Vedat’ın merkeze yakınlaşması sırasında doğru yerlere yaptığı koşular, gol bulma namına önemli bir avantaj yarattı. Bunun üzerine daha da gidecektir eminim ki. Çarpıcı diye addedebileceğimiz tek olumlu noktası bu.
Defans bölümünde ise, arkasında oynayan bekin savunmadaki açıklarını kapatamamakta. Ekuban’ın bulduğu golde bariz bir markaj hatası vardı. Topa yükselmeyip, rakip oyuncunun sıçrayışını ve ağları sarsışını izlemek durumunda kaldı. Geçen hafta da benzer hataları oldu, fakat pek göz önünde değildi. Bir parantez daha açmak gerekir ki, yenilen golde diğer oyuncuların da suçu vardı. Ekuban’ın dışında, ‘de marke’ biçimde kalan Nwakaeme ve Sörloth’a baktığımızda, Fenerbahçe savunmasının ne denli yanlış pozisyon aldığını görebiliriz.

GARRY İYİ İŞ ÇIKARDI
Bu karşılaşma, Garry’nin çubuklu formayla oynadığı en iyi maçtı. Muriç’ten sonra maçın en çok şut çekeni idi (5). Bunların ikisinde isabet buldu; biri gol, diğeri de direkle sonuçlandı zaten. Sol koridoru Max ile beraber etkili kullandı. Driblingleriyle, bulduğu açık alanları eskiye nazaran iyi değerlendirdi. Takımın genelinde olduğu gibi, onda da ciddi boyutta bitiricilik sorunları vardı pozisyonlar içerisinde. Tümdengelim metodundan hareket edersek, başlıca üç sorunu var: ilki pas alışverişlerinde az yer alması ve dolayısıyla topla az buluşması, ikincisi top kontrolü konusunda kifayetsiz kalması, son olarak da atakları sonlandırmada eksik ve kendini geliştiremez görüntüde olması. Bunları çözümlemesi epey zaman alacak, belki de yıllar. Ama ne olursa olsun, ‘olması gerekene’ doğru basamakları tırmanmalı.

MAX RASYONEL, MURİÇ OLMAZSA OLMAZ
Kruse, geriye gelerek pas opsiyonları yaratma konusunda süre aldığı 82 dakika boyunca takımı için uğraştı durdu. Verdiği 5 anahtar pasla, klasıyla, rol üstlenmekte çekinmemesiyle yapabileceklerini bir kez daha gösterdi. Çok rasyonel, donanımlı bir futbol tarzına sahip. Maçta kaybolduğu dakikalar olsa da, zamanla bunların süresini daraltacaktır. Muriç’e gelecek olursak, her ne kadar gol bulamasa da golle sonuçlanma potansiyeli yüksek eylemlerde yer aldı. Sayılarla ifade edebiliriz ki; 6 şutunun 4’ü isabetli, 2 tane kilit pası ve rakipten çaldığı 2 top mevcut. Forvet zincirinin olmazsa olmazı şu anda. Alternatifi olarak kadroya katılan Mevlüt’ü de başarılı bir hamle olarak görüp, sonradan girdiği oyunlarda takıma güç katacağını düşünüyorum. Vedat ile çift pivot olarak oynar, belki de ondan formayı alır, kanatlara sürülebilir.

DİP NOT
Luiz Gustavo transferi, takımın çehresini değiştirecektir. Kim bilir, ilerleyen zamanlarda orta saha kurgusu onun etrafında şekillenir. Örnek verecek olursak; Marsilya teknik direktörü Andre Villas-Boas, planlarını Brezilyalı oyuncunun üzerine kurduğunu belirtip, oyuncunun ayrılmasına üzüldüğünü söyledi geçtiğimiz günlerde. Öyleyse Sambacı’nın takımda ciddi bir kalite artışına sebebiyet vereceği ayan beyan ortada.

SONUÇ
Kadro tam olarak oturmadığına göre, Yanal ve ekibinin problemlere rağmen sert güçlüklerin üstesinden geldiğini söyleyebiliriz. Sırada Milli Takım’ın maçları adına verilen ara var. Burada mental ve taktiksel kaynaşmanın önemi büyük. Terkibin doğru sağlanmasıyla birlikte, maraton koşuşturması kolaylaşacaktır.

About Anıl Şirin

Bir şey değiştirmiyorsan, kaderine bekçilik yapmak ne diye?

Check Also

Sarri’nin Juventus’u ve Napoli maçı

Son 8 sezonu Serie A’da şampiyon olarak tamamlayan İtalyan devi Juventus, geçtiğimiz sezon Cristiano Ronaldo’yu ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/