17 Ağustos 2019, Cumartesi

MİLLİ TAKIM: YENİ RÜZGAR, ESKİ RUH

Türkiye A Milli Futbol Takımı, uzun süredir kalabalık bir gündemin gölgesinde Arnavutluk ve Moldova ile oynayacağı maçları bekliyordu. Hem Milli Takımda hocalık görevinin Şenol Güneş’e verilmesi ve Beşiktaş’la birleşen tartışmalar, hem Yıldırım Demirören’in istifası, yabancı sınırı, aday kadro gibi kalabalık başlıklar Milli Takımla birlikte anıldı. Bu yazı çerçevesinde elbette bu saydığım başlıkların her birine değinmek mümkün olmayacak. Ancak Milli Takımın içinde bulunduğu biraz kaotik biraz da yeni rüzgarın kattığı havanın profiline etkisi açısından bu başlıklar yazının başlangıcı için önemli bir çerçeve sunuyor.

 ( Görsel:Ahmet Dumanlı – Anadolu Ajansı )

İlk Hedef: Arnavutluk ve Umut

Türkiye A Milli Futbol Takımı Şenol Güneş’le ilk resmi maçına Arnavutluk deplasmanıyla çıkmış oldu. Deplasmanda alınan 2-0’lık skor elbette Türkiye’nin İzlanda ve Fransa ile birlikte yer aldığı zorlu grupta, oynanan futboldan ziyade skorun ehemmiyet taşıdığı bir resmi gözler önüne serdi. Hem spor medyasının hem de kamuoyunun bu galibiyeti yüksek bir enerjisiyle karşılaması hem bu resmin hem de Milli Takımın uzun süredir galibiyetten mahrum kalışının bir sonucu gibiydi.

Şenol Güneş ve A Milli Takım, Arnavutluk maçında esasında yeni rüzgarın ve rakibe karşı üstünlüğünü sahaya yansıtan bir futboldan oldukça uzaklardı. Zira futbol çevrelerinde “kontrollü futbol” olarak anılan skor odaklı bir futbol oynandı. Arnavutluk Teknik Direktörü Panucci’nin de ifade ettiği üzere “Türkiye çok ter dökmeden, eline geçen fırsatları iyi değerlendirerek maçı kazanmasını bildi.”

Söz konusu “kontrollü futbol” ve sahadaki karmaşık dizilim en azından şahsi olarak benim çok takdir ve coşkuyla karşılayamadığım bir nitelikteydi. Zira Şenol Hoca’nın sahaya sürdüğü ilk 11’i sahaya nasıl dizeceği birçok spor çevresince ve hatta UEFA tarafından dahi anlaşılamadı ve resmi dizilimler maç öncesinde resmi yayın kuruluşu tarafından dahi yanlış verildi. 4-1-2-2-1 olarak formüle edebileceğimiz formasyonda zaman zaman da sıralı dönüşümler yaşandı. Rakibin sahada beklendiği karşı ataklarda Mahmut, Okay ve Emre Belözoğlu orta sahaya asimetrik olarak dizildiler. Milli Takımın atağa çıktığı anlarda ise Okay liberoda tek, Emre solda, Mahmut sağda; ancak Mahmut’un kanatlara bindirme yaptığı bir atak senaryosu izledik. Saha formasyonu olarak üç libero ile kurulan orta saha dizilimini zaaf dolu bulmak mümkün; zira bu durum defansa bu maçta olmasa dahi başka maçlarda savunmaya haddinden fazla efor yükleyen bir formasyon. Aynı zamanda sol kanatta görev alan Hakan çoğu zaman sahada kayboldu ve beklerden yeterince beslenemedi. Hakan Çalhanoğlu’nun oyun mevkiine dair tartışmalar da bu maçla beraber sürecek gibi duruyor. Zira Hakan bulduğu ve yarattığı pozisyonlarla ofansif bir orta saha gibi oynarken hem kulübü Milan’da hem de Milli Takımda kanat mevkiinde görev alıyor. Ancak kanatta oynadığı maçlarda dahi yarattığı pozisyonlar tipik bir 10 numara. 4-1-3-2 gibi bir saha diziliminde forvet arkası veya 10 numaraya yakın bir konumda belki de Hakan’dan daha verimli bir oyun izlemek mümkün olabilir. Milli Takımın Rusya’yla da karşılaştığı bir önceki mücadele serilerinde orta sahadaki hakimiyetiyle parlayan Okay, alışık olmadığı bu üç liberolu formasyonda Hakan gibi kayboldu. Bilhassa son 30 dakikada topun düştüğü yerde Türkiye’den en az 4 oyuncu topun olduğu bölgeye kümelenerek amatör bir kalabalık yarattı. Maçın bazı periyotlarında ise kanatlarımızın tamamen boş olduğunu gördük. Arnavutluk maçı özelinde yapılacak en temel eleştiri sahaya homojenize yayılma problemimiz olduğuydu. Yine de Milli Takım topu ve teri Arnavutluk’a verdiği oyunda kaleye isabet eden 2 şutu da gole çevirmeyi başararak 3 puanı hanesine yazdı.

Doğruları ve Yanlışlarıyla 6 Puan: Moldova

A Milli Takım Moldova maçında daha efektif ve keyifli bir formasyonla sahaya çıktı. 4-2-3-1 dizilimiyle sahaya çıkan Türkiye rakibini toplamda 4-0 gibi net bir skorla ve ofansif futboluyla deyim yerindeyse sahadan sildi. Liberoda Dorukhan ve Mahmut’a görev veren Şenol Güneş ileride Deniz, Hakan ve Cenk üçlüsüne yer verdi ve Burak’la tek forvet oynamayı tercih etti. Bu formasyonda sahaya dizilim sıkıntımızın çözüldüğünü ve çizgiden daha iyi bindirmeler yaptığımızı söylemek mümkün. Hakan ortada pozisyonlarla beslenmese de liberodan gelen topları ileriye iletmede başarılı oldu. Hasan Ali Kaldırım’ın 24. Dakikadaki golünde de asiste imza atan oyuncu Hakan oldu. Moldova maçına oyuncu potansiyelimiz açısından sıkıntı çektiğimiz bir mevkii kanatlar olduğundan bu sıkıntıyı lehine çevirerek Deniz Türüç damga vurdu. 2 asistle oynadığı maçta Deniz, duran toplarda Milli Takımın vazgeçilmezleri arasına adını yazdırdı. Yukarıda bahsettiğimiz 4-1-3-2 formasyonunda Okay veya Emre Belözoğlu liberoda, ileride Deniz – Hakan – Cengiz ve forvette Burak – Cenk ikilisini izleyeceğimiz bir formasyon bilhassa İzlanda maçı için önemli bir alternatif olmaya aday görünüyor.

Bu periyotta oynadığımız her iki maçın da ümit vaat ettiğini, ancak ileriyi görmek için erken iki müsabaka olduğunu da ifade etmek gerekiyor. Bu iki maçtan 6 puan almak şüphesiz İzlanda ve Fransa maçları için hayati önemdeydi, ancak bu “coşkulu rüzgarın” Milli Takımı rehavete sürüklememesi ve hem istikrarlı, hem maçların ruhuna uygun alternatifler geliştirilmesi ihtiyacı güncelliğini sürdürüyor. Her iki takımın da Türkiye ile taşıdığı futbol standartları açısından karşılaştırılamayacak düzeyde olduğunu unutmamak, ülke futbolunu daha iyi değerlendirmek ve kadroları bu derinliğe göre oluşturmak hala bir ihtiyaç. Milli Takım aday kadrosunda Mehmet Ekici gibi potansiyel taşıyan isimlere yer verilmemesi hem kadro derinliğini hem de saha formasyonuna dair alternatiflerini oldukça daraltıyor.

Ülkelerin ruhu, ülkelerin yarıştığı her düzlemde şüphesiz kendini gösteriyor; İtalyanlar tutkuları, Latinler yetenekleri, Almanlar disiplinleri, İngilizler tarihleri ile dünya futbolunun ruhuna kendi benliklerini üflüyorlar. Şüphesiz Türkiye, coğrafi konumundan ilhamla ruhunun yetenekli parçalarını Avrupa’dan, arzulu parçalarını da Asya’dan alan özgün bir futbol profiline sahip. Bu ruhu bütün turnuvalara üflemeyi hak ediyor. Ancak nefesindeki kötücül parçalardan kurtulamamak Milli Takımı her defasında mahrumiyete sevk etmişti. Ülke futboluna total bir bakış yoksunluğu ve kulüp temelli hizipçilik, şüphesiz Asya parçamızdan kalan kötülükler; ama futbol konjonktürü saha içinde ve saha dışında yalnızca bir bütün olabilenlerin kazanacağını yazıyor. Bu yüzden ilk sınavımız kendimizi yenmek olsun.

About Raziye Kırlı

Futbolda, kahvede ve felsefede İtalyan ekolü; çünkü İtalyanlar teknik bilgiyi ve taktiği tutkuyla birleştirirler.

Check Also

Maç Analizi | Galatasaray 3-0 Yeni Malatyaspor

Galatasaray dün gece Yeni Malatyaspor’u, Diagne’nin ikisi penaltıdan olmak attığı üç gol ile geçti. Sarı-kırmızılı ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/