23 Nisan 2019, Salı

OLD FIRM CELTIC-GLASGOW RANGERS

Derbiler ilk çıktığı zamanlarda aynı şehrin takımlarının birbirleri ile oynadığı karşılaşmalara verilen isimdi. Hala daha bilinen derbilerin birçoğu bu tanıma dâhildir. Galatasaray-Fenerbahçe, Everton-Liverpool, Roma-Lazio rekabetleri şehir derbilerinin en çok bilinenleri listesindedir. Fakat günümüzde bu tanımın çok yetersiz kaldığını söylemek gerekir. Çünkü zamanla derbi kavramı genişledi. Sadece aynı şehrin değil aynı bölgenin takımlarının maçları da derbi olarak nitelendirildi. Örneğin Trabzonspor ile Rizespor karşılaşması “Karadeniz Derbisi”, Dortmund-Schalke mücadelesi ise “Ruhr Derbisi” olarak adlandırıldı. Bunun yanında aralarında ciddi rekabet bulunan takımların maçları da derbi olarak anılır oldu. Temsil ettikleri bölgelerin birbirine yakınlığının da etkili olduğu Manchester United-Liverpool derbisi, rekabetin allayıp pulladığı bir maç haline geldi ve bu derbi uzun yıllar İngiltere’deki en ilgi çekici mücadele oldu. Bunun yanında derbileri oluşturan birçok siyasî, tarihî, içtimaî ve dinî neden de saymak mümkündür. Örneğin El Clasico adıyla bildiğimiz Real Madrid-Barcelona mücadelesi Franco diktatörlüğü döneminde Barcelona’nın Madrid yönetimine muhalefeti ile alevlendi. Panathinaikos-Olympiakos derbisinde de sosyal sınıf farklılığı ön plana çıkmaktadır. Panathinaikos taraftarları zengin ve yüksek sınıfa mensup iken Olympiakos cephesi ise emekçi kesimi temsil eder. River Plate- Boca Juniors rekabetinde de benzer durum söz konusudur ve genelde River taraftarları üst sınıfa, Boca taraftarları ise işçi sınıfına mensuptur. Ben ise yazımda birçok etkenin buluştuğu ve gözümde bu yüzden en büyük derbi olarak yer edinmiş Old Firm’ü, yani Celtic-Glasgow Rangers mücadelesini konu edineceğim.

1873 yılında kurulan Glasgow Rangers ve 1888 yılında kurulan Celtic arasındaki derbi, River Plate-Boca Juniors rekabeti ile beraber dünyadaki en önemli iki derbiden biri olarak bilinir. Şiddet ve aksiyon dozu Arjantin derbisinde biraz daha fazla olsa da İskoçya’nın bu köklü rekabetindeki ayrışma, dünyada iki spor kulübü arasında görülebilecek maksimum düzeydedir denebilir. Bu iki takım İskoçya’nın en başarılı ekipleridir. Öyle ki ikisinden başka şampiyon olan en son takım Aberdeen’di ve bunu 1985’te gerçekleştirdi. Ben yazımda rekabetin sayısal verileri yerine ayrışmayı getiren temel dinamikleri aktaracağım.

Celtic, İrlanda’dan İskoçya’ya göç eden Katolik papazlar tarafından kuruldu ve ismini “Keltler” diye bildiğimiz topluluktan aldı. İskoçya’nın ezici çoğunluğunun Protestan olduğunu düşündüğümüzde Katoliklerin burada pek hoş karşılanmadıklarını ve çok da rahat yaşamadıklarını tahmin etmek zor değildir. Zaten Protestanlık Birleşik Krallık’ta devlet eliyle (dini sebeplerden çok Vatikan’ın nüfuzundan kurtulmak amacıyla) yayılmıştı ve muhalifler ciddi sıkıntılar çekmişti. Göç edenler özellikle ilk dönemlerde daha çok kenar mahallelerde yaşadılar ve Protestanlar tarafından düşük maaşlarla çalıştırıldılar. Doğal olarak Celtic taraftarları da yaşam şartları bakımından Rangers taraftarlarına oranla daha mütevazı olageldi. Celtic Katolik olarak kurulduğu için, kuruluşunu takiben Edinburgh’taki Hibernian’dan çok sayıda Katolik oyuncu transfer etti. Çünkü kulübün kuruluşunda Katolik dinamikler etkindi ve böyle bir seçim adeta zorunlu gibiydi.

Glasgow Rangers ise Protestan bir kulüp olarak kuruldu ve bu sayede İskoçya’da kısa sürede çok taraftar kazandı. “Her şey zıddı ile kaimdir” ilkesi gereğince, Glasgow Rangers’ın Celtic kurulunca mana kazandığını söylemek yerinde olur. Çünkü bundan önce bir grup taraftarın desteklediği bir kulüp iken, Celtic kurulunca artık bir futbol kulübü hüviyetinin üzerine çıktı. Zira ülkenin çoğu Protestan olduğu için Celtic kadar güçlü mezhep dinamiğiyle kurulması beklenemezdi. Zaten ülke nüfusunun ekserisi Protestan’dı ve bu yüzden çok ilginç bir durum söz konusu değildi. Fakat yine de mezhep olgusu kulübün kuruluşunda mevcuttu.

Kuruluşlarında birer mezhep mantalitesini benimseyen bu iki kulübün, dinî ayrışması ilerleyen süreçlerde iyice genişledi. Celtic’in üst üste şampiyonluklar alması çoğunluk konumunda olan Protestan kesimin tepkisini çekti. 1912-1923 yılları arasında Glasgow Rangers’ın başkanlığını yapan John Ure Primrose bu dönemde tansiyonu yükselten baş aktördü. Celtic camiasını “bölücü ve komünist” olmakla suçlayan Primrose, sadece Protestanların Rangers forması giyebileceğini söyleyerek kesin sınırlar çizdi. Takip eden süreçte Rangers kulübü bu yazılı olmayan kurala riayet etmeye çalıştı. Fakat küreselleşen dünyada bunu günümüze kadar koruması mümkün olmadı. Celtic ise sadece Katolikleri oynatmak konusunda bu kadar katı davranmadı ve esnek bir tavır içine girdi. Rangers tribünleri de takımlarında oynayan Katoliklerden hiçbir zaman memnun olmadılar ve yer yer sert eleştirilere maruz bıraktılar. Mo Johnston adlı oyuncu Rangers formasıyla Celtic’e gol atıp galibiyeti getirmesine karşın Katolik olduğu için ırkçı tezahüratlarla protesto edildi. Rangers camiasının ülkede hâkim olan Protestan mezhebine mensup olmasının onları bu konularda daha mağrur hale getirdiği bir gerçektir. Celtic, Avrupa kupalarında bir İtalyan takımı ile karşılaşınca Rangers taraftarları İtalyan takımını desteklemiş, sebebi sorulunca da “ama onlar yabancı Katolikler” cevabını vermişlerdi. Bu onların aslında Katolikliğin bizzat kendisine değil de ülkelerindeki zuhuruna karşı çıktıklarına güzel bir örnektir ve Rangers taraftarının psikolojisini iyi bir şekilde yansıtır.

Kulübü ayrıştıran diğer nokta ise tarafların siyasî konudaki ihtilaflarıdır. İlk bakışta Rangers taraftarlarının ülkedeki çoğunluk olmaları ve Celtic gibi göçmenlerden oluşmadıkları düşünülünce Rangers’ın İskoç bağımsızlığını istediği sanılabilir fakat durum böyle değil. Celtic taraftarları direnişçi ruhu temsil eder ve İskoçya’nın bağımsızlığını savunur. Rangers cephesi ise İngiliz yanlısıdır ve ülkenin İngiltere ile birleşmesini savunur. Aslında Celtic taraftarlarının ciddi bir kısmı İrlanda’da bulunur. Bu yüzden yıllarca Rangers tribünlerinde Birleşik Krallık, Celtic tribünlerinde ise İrlanda bayrakları asılı bulundu. Rangers tribünlerine Birleşik Krallık bayrağı asma geleneğini başlatan isim de az önce ismi geçen Primrose oldu. Bunun üzerine Celtic cephesi de İrlanda bayrağı asma uygulaması başlattı. Hatta Celtic taraftarları 2003’te Sevilla’da Porto ile oynadıkları ve uzatmalarda 3-2 kaybettikleri Uefa Kupası finaline de İrlanda bayrakları ile gittiler.

Sonuç olarak baktığımızda iki kulüp taraftarları arasında hem ekonomik hem dinî hem de siyasî olarak derin ayrışmaların yaşandığını görüyoruz. Aslında bu ayrışma eskiden daha belirgindi. Yakın döneme kadar Old Firm’ün oynanacağı hafta İskoçya’da, hatta Birleşik Krallık’ta ciddi olayalar meydana gelmekteydi. Olaylar biraz yumuşasa da halen İskoçya’da derbi haftalarında hayatın durduğunu, herkesin planını maç saatine göre yaptığını söylemek yanlış olmaz. Rangers’ın tekrar ait olduğu yere dönmesi ve kendini toparlaması ile bir süre hasret kaldığımız bu derbinin keyfini tekrardan sürebiliyoruz.

About Enes Ekincioğlu

Futbolu ana kucağından beri izler, yürümeye başladığından beri oynar, dili döndüğünden beri konuşur... İletişim: enesekincioglu@topsuzoyun.com

Check Also

MİLLİ TAKIM: YENİ RÜZGAR, ESKİ RUH

Türkiye A Milli Futbol Takımı, uzun süredir kalabalık bir gündemin gölgesinde Arnavutluk ve Moldova ile ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/