17 Ağustos 2019, Cumartesi

ONLAR MUZZY DİYORDU | MUSTAFA İZZET

Futbolun coğrafyası geniştir. Bu coğrafyada bilinen diyarlar olduğu kadar bilinmezlikler, kıyıda köşede kalmışlıklar da vardır. Futbolun coğrafyası özneldir de. Sizin için Büyük Okyanus’a tekabül eden bir takım ya da oyuncu ismi, bir başkası için Nauru Cumhuriyeti’nin yüz ölçümü kadar etmeyebilir bile. Ve futbolun coğrafyası yer yer romantiktir. İstanbul’da yaşayıp Romanyalısını, Brezilyalısını, vuvuzelası hariç Afrikalısını, liman şehrini, İngiltere’deki gökyüzü rengini, Güney Amerika’da bilek kıvıranını, Fransa’da futbolculuğunda az saçlı sonrası kel olanını çokça sevenler vardır mesela. Düşünüyorum ki bu coğrafyanın da bilinmezliklerine ayak basmak gerekiyor. Tabi ki Kristof Kolomb edasında bir kâşif değilim ama cümleleri gemi yapıp bir yolculuğa çıkabilirim ve sanıyorum ilk durağımın adı da Mustafa İzzet olur.

Ntv’nin Premier Lig yayını yaptığı dönemde, Okay Karacan anlattığı her Leicester City maçında takımın 6 numaralı formayı taşıyan orta saha oyuncusuna dikkat çekerdi. İngilizler ona Muzzy diyordu ama asıl adı Mustafa Kemal İzzet’ti. Bir Kıbrıs Türkü olan babası, Atatürk’e duyduğu saygıdan ötürü bu adı koymuştu oğluna. Futbol hayatına, doğduğu şehir Londra’da daha çocuk yaşta başlamış, futbolun aşkı da ruhuna daha çocuk yaşta bulaşmıştı. “Sanırım bütün oyuncuların saf coşkuyu hissettiği bir an vardır, 30 metreden gol atmak ya da Wembley Stadyumunda oynamak gibi. Sizin hayal ettiğiniz an ise doğu Londra konsolosluk bölgesinde çocuk olarak büyümek olabilir ama onların hiçbiri benim 5-6 yaşlarımdayken amcamın omuzlarına oturup izlediğim ilk West Ham United maçıyla karşılaştırılamaz. İşte o zaman futbol benim için arkadaşlarımla ortalıkta top tekmelemekten fazlası oldu. Artık biliyordum ki bu yapmak istediğim şeydi. Upton Park’ın içini gördüğüm ilk an ise nutkum tutuldu. Tribünlerin atmosferini, turtaların, sosislilerin ve hamburgerin kokusunu, sahanın yeşilliğini hala görebiliyorum.”

Muzzy, Londra’da çeşitli kulüplerde forma giydikten sonra Chelsea alt yapısında top koşturmaya başladı ve kısa bir sürenin ardından da as takım kadrosuna alındı. Ancak genç adam burada düzenli forma şansı bulamayıp Glenn Hoddle’ın isteklendirmesiyle 19 yaşındayken Leicester City’e kiralandı ve böylece ‘efsane’si olacağı kulübün kapısından içeriye ilk adımını atmış oldu. Kiralık döneminin ardından bonservisi Leicester tarafından alınarak 96-97 sezonunda Neil Lennonlı, Steve Claridgeli, Emile Heskyli, Martin O’neill takımının bir parçası oldu. İlk sezonunda Premier Lig’de 35 maçta ilk 11 oynayan İzzet, orta sahanın en skorer ismi olmasa bile (3 gol/Sırayla: Aston Villa, Middlesbrough, N. Forest)  Lennon ile iyi bir ikili oluşturdu. Muzzy ve takımı o sezon -her ne kadar ilk altı maçta yalnızca bir galibiyetle devreye başlamış olsalar da- ligi 9’uncu olarak beklentilerin üzerinde bir sırada bitirmeyi başarmıştı. Fakat Tilkiler asıl başarıyı Lig Kupası’nda yaşayacaktı. Manchester United, Ipswich Town FC, Wimbledon engelleri aşıldıktan sonra finalde Middlesbrough’la karşılaştılar ve tekrar maçında kupayı evlerine götüren taraf oldular. Mustafa İzzet’inse iyi performansının yanında bir de 2’inci turun ilk ayağında Scarborough’a karşı bir golü bulunuyordu. Taraftarının sevgisinin katlanarak arttığı geçen yılların ardından son olarak Arsenal’ın namağlup olarak tamamladığı 2003-2004 sezonunda -Leicester ligi 18’inci sırada bitirirken- 14 asistle ligin en çok asist yapan oyuncusu oldu ve sezon sonunda maaşını ödemekte zorluk çeken takımından Birmingham City’e transfer olarak Leicester macerasına son verdi. 2006 senesine kadar futbola burada devam eden İzzet’in top tepmesine, yakasını bir türlü bırakmayan diz sakatlığı izin vermeyecek, oyuncu 32 yaşındayken kariyerini sonlandırmak zorunda kalacaktı. Bu kısa ama verimli geçen 12 yıllık yeşil saha hayatının ardından belki futbolun büyük tarih atlası, İzzet’in adını altın harflerle sayfalarına kazımadı fakat Leicester Cityliler kendi tarih defterlerine Muzyy’i bir efsane olarak yazdı. Stat yakınlarına bronz bir heykelini dikecek kadar…


Formaların bol kesim tasarlandığı, bu nedenle bazı futbolcuların formalarının eteklerini şortlarının içine sıkıştırdığı zamanların oyuncusu İzzet. Ayrıca ülkemizde, yurt dışında oynayan Türk oyuncuların şimdiden daha büyük heyecanlarla karşılandığı bir dönemin de. Bundandır -benim kuşağımın ve benden daha genç olanların hafızalarında Muzzy kelimesi soru işaretleriyle karşılanıyor olsa da- İzzet’in Türk milli takımını seçmesi dönemin Türkiye, İngiltere basınında ve insanları arasında ses getirmiş bir olay. Tabi bunda seçimini nasıl göstermiş olduğu da büyük bir etken. 2 Şubat 2000’de Leicester City-Aston Villa arasında oynanan ve Tilkilerin Wembley’de oynanacak finali Muzzy’nin de asist öncesi pasa dahil olduğu tek golle garantilediği Lig Kupası yarı final ikinci maçının ardından, futbolcu eline aldığı Türk bayrağıyla stadda zafer turu atıyor bir ara saha kenarında yanında koşan Türk muhabire sarılarak onu öpüyordu. Bu kısa şovun ertesi günü Ada basınında Daily Mail’in “Genç Türk” olarak bahsettiği İzzet’in boy boy ay-yıldızlı bayrakla çekilmiş fotoğrafları yer alıyordu. Basına verdiği demeçlerde şöyle demişti oyuncu: “Türkiye’yi seçtim. Türk Milli Takımı’na çağırarak, beni şereflendirdiler. Ben de bu onura layık olmaya çalışacağım.’’ Ancak işler pek de tarafların istediği gibi olmadı. Milli takım forması altında, biri 2002 Dünya Kupası olmak üzere 9 kez forma giyebildi Muzzy. Dedik ya futbolun coğrafyası özneldir. Kimine göre İzzet’in yaşadığı haksızlıktı, yeterince doğru değerlendirilemedi; kimine göre İzzet’in dahil olduğu dönemde kadronun oldukça iyi halde olması ona formayı yüzü göstermedi, kimine göre İzzet zaten yetersizdi. Dışarıdan bakıldığında konuyla ilgili birçok ses ulaşıyor kulaklarınıza. Peki Muzzy’nin durum hakkında düşündükleri?

Futbolcu, 2015 yılında çıkarttığı “Benim Hikayem” adlı otobiyografisinde yarı final maçında kısa bir süre yer alabildiği 2002 Dünya Kupası hakkındaki düşüncelerine de yer vermiş. “İnsanlar bana 2002 Dünya Kupası’nı sorduğunda onlara ezbere vereceğim birçok cevabım vardı. Onlara sağda oynadığımı, dünyanın en iyi sol beki Roberto Carlos’un solda oynadığını anlatıyordum. Türkiye’nin kırmızı formasıyla sahada koştuğumda nasıl gururlandığımı, taraftarları, göz açıp kapayıncaya kadar geçen 20 dakikayı, flaşların altın sarısını ve mavisini anlatıyordum. Bunların hepsi doğruydu. İnsanlar bu kadarını dinleyince mutlu olurlar, gerisini duymak istemezlerdi. Ben de onlara anlatmadım. İçimde evime olan özlemi hissediyordum. O sıralar turnuva devam ediyor bense yedekte oturuyordum, seyrediyordum, bekliyordum. Oyuna dahil olacak gibi değildim, yalnızca eve dönmek istiyordum.”

Oyuna girdiği Brezilya maçı için “Futbol hayatımdaki en bencil 20 dakikayı oynadım.” diyor İzzet. “Şenol Güneş omzuma dokundu, sahanın uzak bir noktasını işaret etti. Bana,”Sağ tarafta” dedi. 8 hafta boyunca bana tek söylediği şey buydu.”

“Sahadayken şunu düşünüyordum: 20 dakikam var ve gol atmak için her şeyi yapmalıyım.”

Bir takımın efsanesi, Türk futbolunun Nauru Cumhuriyeti, arada sırada akıllara gelen “Şimdi nerededir acaba?” futbolcu listesinin ilk sıralardaki maddesi… Şu sıralar eski takım arkadaşı Steve Walsh ile açtığı futbol akademisinde meşin yuvarlağın coğrafyasına keşfedilecek yeni isimler ekleme uğraşında Mustafa İzzet.

Formaların bol kesim tasarlandığı, bu nedenle bazı futbolcuların formalarının eteklerini şortlarının içine sıkıştırdığı zamanların oyuncusuydu İzzet. O da onlardandı.

About Zübeyde Özcan

Futbol izler/okur/yazar.

Check Also

Maç Analizi | Galatasaray 3-0 Yeni Malatyaspor

Galatasaray dün gece Yeni Malatyaspor’u, Diagne’nin ikisi penaltıdan olmak attığı üç gol ile geçti. Sarı-kırmızılı ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/