25 Haziran 2019, Salı

Özgürlükten Yana Olanlar: Futbolun Kenar Bekleri

Normal bir kenar bekinin eski futbolda yapması gereken şeyler basitti: ‘’Stoperlere destek olmak, rakip kenar hücum oyuncusunun yaratacağı tehlikelere karşı onu savunmak ve gerektiğinde de hücuma katkı sağlamasıydı.’’ Total futbolda yenilikler peşinde koşan ve günümüzde kupaları kazanan veya kazanamayan modern teknik direktörlerin yarattığı bir varyasyon oluştu: “Topun olduğu her yerde rakipten daha kalabalık olmak…”

Luiz Felipe Scolari, Cafu ve Roberto Carlos

Bir ortamda 2000li yılların futbolu konuşulduğunda akla iki şey gelir. Birincisi Türk Milli Takımı’nın 2002 Dünya Kupası üçüncülüğü diğeri de gerçek Ronaldo’nun bulunduğu o mükemmel Brezilya kadrosu. O dönem Sambacıların başında bulunan Luiz Felipe Scolari, 2002 Dünya Kupası’yla birlikte tüm Dünya’ya üçlü savunma ve kenar beklerinin nasıl oynatılacağını göstermiş oldu. Cafu ve Roberto Carlos gibi iki mükemmel kenar oyuncusu varken onların önünü başka oyuncularla doldurmak, yeteneklerine hakaret etmek gibi bir şeydi sanırım.

Felipe Scolari, 2002 Dünya Kupası’na çoğu maça 3-4-2-1 gibi bir düzenle çıkmıştı. Normalden daha farklı bir düzen olmasının yanında sahadaki 5 oyuncunun tam defansif, 2 oyuncunun iki yönlü, kalan 3 oyuncunun ise tamamen hücuma odaklandığı bir sistem yaratmıştı. Kalede Marcos, savunma üçlüsünde Lucio, Edmilson Roque; kenarlarda Carlos ve Cafu; merkez orta sahada Gilberto Silva ve Kleberson; ileri üçlü ise rüya gibiydi: Ronaldinho, Rivaldo ve Ronaldo. Aslına bakarsanız bu sistemi bu kadar cüretkar oynatacak başka bir isim dünya üzerinde bence yok. Scolari ise Cafu ve Carlos’un varlığından mütevellit olacak ki bu sistemi oynatmıştı. Onların sürekli ileri çıkışıyla birlikte hücumda hepsi birbirinden yetenekli üç oyuncuyla birlikte bu sayı beşe çıkarken, geride ise Edmilson, Lucio, Roque, Kleberson ve Gilberto Silva gibi birbirinden kuvvetli beş savunmacı duruyordu. Kleberson ve Gilberto Silva’dan bir tanesi oyundaki duruma göre ileri veya geriye doğru kaymalar yaparak, hücumdaki baskı unsurunu tetikleyen isimler oluyorlardı. 3-5-2’nin en geniş varyasyonunu ve kenar beklerin ne kadar değerli olduğunu bizlere Dünya Kupası’yla birlikte sunan Scolari’ye selamlar olsun…

Antonio Conte’nin 3-4-3’ü

Conte’nin aslında genel olarak istediği klasik bir 4-2-3-1 ile birlikte oynayabileceği bir düzendi. Juventus’un takım politikasına göre şartlar onu üçlü savunmaya götürmüş ve başarılı da olmuştu. Chelsea’de ise durum biraz daha net gibi görünse de sonrasında işler sarpa sarmıştı. Ligin ilk haftalarında dörtlü savunma ile oynayan Conte sonrasında Juve’den aşina olduğu üçlü savunma ve kenar bekleriyle ile birlikte Ada’ya, Çizme’yle damga vurmuştu.

2016/17 sezonunun başında Futbolun Evi(!) İngiltere’de Chelsea’nin başına Juventus ile harikalar yaratan İtalyan taktisyen Antonio Conte geçmişti. O sezonu şampiyon bitirirlerken toplam 114 puanın 93 tanesini 85 gol atıp 33 gol yiyerek almışlardı. Savunmada üçlü bir oyun anlayışı benimseyen Conte; Azpilicueta, Daviz Luiz ve Cahill’ın olduğu bir formül yaratmıştı. Azpilicueta’nın sağ stoper olarak oynatılma düşüncesi ilk zamanlar içerisinde Ada Medyası tarafından eleştirilse de sonunda eleştiriler bir-bir yerini övgülere bırakmıştı. Sırf bu sistem için hem hücumu hem de savunmayı dengeli bir şekilde yapabilmesi için 23 Milyon Euro karşılığında Fiorentina’dan Marcos Alonso alınmış olup beşli orta sahanın kenarına monte edilmişti. Conte sağ kenar için takımdan birini bulmuş ve Victor Moses’ı da buraya yerleştirmişti… Top rakipteyken Moses ve Alonso’nun savunmaya gelmesi ile oluşan beşli set, top hücumdayken ise ileri uçta oluşan beşli bir kalabalığa yol açıyordu. Hücuma daha fazla adamla girerken Azpilicueta’nın sağ koridou, Cahill’ın sol koridoru savunması ile birlikte parçalar tamamlanmıştı. Topu ayağına aldıktan sonra tempoyu kendisi ayarlayan bir Fabregas ile birlikte packing-impect özelliği bulunan Kante merkezdeki kontrolü ele almışlardı.

Pep Guardiola’nın Dani Alves Formülü

Roberto Carlos ve Cafu’nun ardından kenar bekleri günümüzdeki şeklini almaya başlamıştı. Artık hücumu da düşünen ve orada kalabalık olup rakip ceza sahası çevresinde daha çok oyuncu yerleştirebilen takımların başarılı olduğu görülmeye başlanmıştı. Futbola başladığı Barcelona’da teknik direktörlük görevine getirilen Pep Guardiola, kupaları tek tek topladığı o ultra efsane olduğu 2008-12 yılları içerisinde elinde dünyanın en iyi iki futbolcusundan bir tanesi olarak gösterilen Lionel Messi vardı. İşte Pep, ‘’Messi ile daha çok nasıl kupalar kazanılır?’’ düşüncesiyle hareket edip takımın başına geçtiği zaman ilk transferi tam 35 milyon Euro bonservis ödenen Dani Alves olmuştu. Brezilyalı kenar bekini ise şöyle tanımlıyordu: ‘’Messi ve Alves sağ kenarın dünyada en iyi oyuncusu, onlar iyi oynarsa dünyanın en iyi sağ kanadına sahip olacağız.”

4-3-3 düzeninde oynarken geride zaman zaman Abidal ve Maxwell ile birlikte Puyol, Pique ve Dani Alves; orta üçlüde Xavi, İniesta ve Busquets; en ileride ise Messi Pedro ve Henry vardı. Pep Guardiola’nın sahada 3 kritik parçası vardı: Dani Alves, Busquets ve Pedro. Sağ alt köşeden, sol üst köşeye doğru sahayı yarıya bölmüş, Pedro’nun savunmaya ve merkeze daha yakın oynamasını amaçlamıştı. Busquets’in ise merkezdeki kontrolü sağlaması ve sağ kenara yardımcı olmasını hedeflemişti. Kritik parçanın üçüncüsü ise tabii ki Dani Alves’ti. Messi’nin sağ kenardan, içeri doğru kat etmesinden dolayı Messi’den kalan boşluğu Dani Alves değerlendiriyordu. Böylece hücumdaki sayısal zenginlik, pozisyonel zenginliğe de dönmüş olup Barcelona yarı sahada maçlarını oynuyordu.

Guardiola’nın 4 yıllık Barcelona macerasında İspanya Ligi’nin tozunu attıran kıvırcık Marcelo, dile kolay 45 asist yapmıştı. Aynı dönemde sadece Messi ve Xavi’nin fazla asist yaptığını eklersem bu istatistiğin ne denli büyük olduğunu göstermiş olurum sanırım.

Walter Mazzari ve 3-4-1-2

Üçlü savunmanın sihrini devam ettiren bir başka taktisyen ise Walter Mazzari’ydi. Sampdoria ve Reggina’da da üçlü savunma ve özgürlükten yana olan kenar beklerini kullanan Mazzari, Napoli’de de bu düzeni devam ettirdi. Bu formasyonu sahaya yansıtırken adı birkaç yıl önce şike davası ile anılan Napoli’yi Seri A’da üçüncü yapıp Şampiyonlar Ligi’ne gönderdikten sonra Bayern Münih, Manchester City ve Villareal’li grubun içinde ikinci yapıyordu.

Mazzari’nin sisteminde merkezde oynayan oyuncuların önemi büyüktü, hatta merkezin önünde oynayan Hamsik gibi oyuncuların da uzaktan bol bol şut tehdidi yaratmasını ve skor bulmasını istiyordu. Kalede bir dönem Galatasaray forması giyen De Sanctis; üçlünün solunda Gamberini, ortada Paolo Cannavaro, üçlünün sağında Campagnaro; sol kenarda Dossena, sağ kenarda Maggio; merkezde yine bir dönem Galatasaray forması giyen Dzemaili ile ülkemizde Beşiktaş ve şu an Başakşehşehir FK’de forma giyen Gökhan İnler; 10 numara pozisyonunda Marek Hamsik ve en ileride Cavani ile Lavezzi vardı. Napoli’nin tekrardan şaha kalkmasında büyük rolü bulunan Walter Mazzari, bu muazzam dönemin sonunda ise Napoli’nin futbolcularını yüksek bonservis bedelleriyle satarak kulübün ekonomik olarak da rahatlamasını sağlıyordu.

Julian Nagelsmann’ın Yükselişi

Julian Nagelsmann’ın hayat hikayesini bilmeyen çok kişi kalmadı. Hoffenheim dönemine başlamadan önce daha Augsburg’da top oynarken, büyük bir sakatlık yaşadı. Hayatın cilvesi midir bilinmez, kötü şeyler gelmeye başladığı zaman ardı arkası kesilmeme durumu Nagelsmann’ın da başına gelmişti. Bu sakatlığı yaşadığı dönem içerisinde babasını kaybeden genç taktisyen, futbolu tamamen bırakıp eve para getirmenin derdine düşmüştü. Bir vefa örneği segileyen Augsburg kulübü kendisinin hem futboldan kopmamasını sağlamak hem de para kazanması adına Juli’ye scouting departmanlığında görev için yer açmıştı. Nagelsmann’ın bu görevi layıkıyla yerine getirmesinden mütevellit ben de bu satırları yazıyorum…

Augsburg’un scouting departmanlığında hem oyuncu potansiyeli değerlendirip hem de rakip takım analizi yaptığı dönemde kulüpteki diğer isimlerin dikkati Nagelsmann’ın üstündeydi. Kariyer başlangıcını yapması ise hiç uzun sürmedi desek yeridir.

Hoffenheim’ın başına geçtiği 2016 yılının Ocak ayında, ilk altı aylık süreç içerisinde ve takip eden 2016/17 sezonunun ilk 8-10 haftalık döneminde istediklerini yapamayan genç taktisyen sonralarında ise Alman basının ilgi odağı haline geliyordu. Yaz transfer sezonunda Kevin Volland’ı, Bayer Leverkusen’e tam 18 Milyon Euro’ karşılığında satan ve bu para ile Kevin Vogt, Hübner, Rupp, Wagner, Kramaric ve Kerem Demirbay’ı alarak rotasyonunu geniş tutmanın hayallerini kurmuştu ve hayallerinin gerçekleştiğini söylemek pek tabii mümkün.

Taktiksel dizilimin pek bir önemi olmadığını dile getiren Juli, 2016/17 sezonunun başında rakiplerinin başına dörtlü savunmayla çıksa da 1-2 ay sonra üçlü savunmaya dönerek topa hükmeden kalabalık bir orta sahayla bu rakiplerinin korkulu rüyası oluyordu. Kalede Baumann, üçlünün solunda Hübner, ortada ise orjini merkez orta saha olan Kevin Vogt, üçlünün sağında ise Niklas Süle yer alıyordu; özgürlükçü kenarların solunda orjini sağ bek olan Toljan, sağında Pavel Kaderabek yer alırken defansif orta saha mevkisinde zaman zaman regista rolünde gördüğümüz Sebastian Rudy bulunuyordu. Merkez orta sahada topla ilişkisi ortalamanın üstünde olan ve oyunu yönlendirmede büyük sorumluluk alan iki isim vardı: Amiri ve Kerem Demirbay. Hücumda ise birbirlerini çok iyi tamamlayan Kramaric ve Wagner takımın gol yükünü çekiyorlardı.

Hoffenheim’ın başına geçtikten 10 ay gibi kısa bir süre içerisinde ve daha 29 yaşındayken Alman futboluna üçlü savunma ve özgürlükçü kenar beklerini kullanmayı amaçlayan Juli’den başkası değildi. Mükemmel oyuna karşılık gelen unutulmaz yenilgisiz seri yerini yüksek bonservis bedelleriyle takımdan ayrılan oyunculara bırakıyordu. Niklas Süle, Sebastian Rudy ve Wagner toplam 33 Milyon Euro’ya Bayern Münih’e; Jeremy Toljan ise 7 Milyon Euro karşılığında Dortmund’un yolunu tutuyordu. 2018 Dünya Kupası’nda Hırvatistan Milli Takımı’yla finale yükselen Kramaric ise hem oyun bilgisi hem de fiziksel durumu olarak turnuvanın en dikkat çeken oyuncusu olarak gösterilirken Julian Nagelsmann’ın payının az olduğu esirgememek gerekiyor diye düşünüyorum…

Futbolda saha içerisinde değişiklikler yaparak bizlere farklı hücum sistemlerini gösteren, sıradanlaşmış taktik formasyonlar yerine savunmacıların tabularını yıkmaya yardımcı olan bu taktisyenleri yazmaktan büyük mutluluk duydum. Umarım yazının bu son cümlesine kadar okumuşsunuzdur, saygılarımla…

About İlke Cancanoğlu

Check Also

MİLLİ TAKIM: YENİ RÜZGAR, ESKİ RUH

Türkiye A Milli Futbol Takımı, uzun süredir kalabalık bir gündemin gölgesinde Arnavutluk ve Moldova ile ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/