23 Nisan 2019, Salı

Röportaj | Raheem Sterling – Hepsi Bir Rüyaydı

Premier League’de 2017/18 sezonunda şampiyon olan Manchester City’nin İngiliz yıldızı Raheem Sterling, 33 maçta 18 gol ve 15 asist yaparak takımının şampiyonluğunda büyük rol oynamasına rağmen görünüşe göre kızını Liverpool taraftarlığından vazgeçirememiş.

Birkaç gün önce kızım evin etrafında koşarak şarkı söylüyordu. Babası daha yeni Premier League şampiyonluğunu kaldırmış olmasına rağmen bu onun umurunda değildi ve içindeki Liverpool taraftarlığını bir kez daha evin etrafında koşarken -size yemin ederim aynen babası gibi koşuyor- bilin bakalım ne şarkısı söylüyordu?

Mo Salah! Mo Salah! Mo Salah!

Runnin’ down the wing!

Salahhhhh la la la la la la la!

Egyptian king.

Buna inanabiliyor musunuz? Çok acımasızca bir hareket bu.

Size kendi hikayemi anlatayım mı? Bazı gazetelerde benim hakkımda bir şeyler okumuşsunuzdur ama beni dinlemek ister misiniz? İşte benim hikayem.

2 yaşımda babam öldürüldü, bu benim tüm hayatımın farklı şekillenmesine sebep oldu. Babamın ölümünden çok geçmeden annem, beni ve ablamı Jamaika’da bırakıp İngiltere’ye daha iyi bir eğitim alıp bize bakabilmek için gitmişti ve biz birkaç sene Kingston’da büyükannem ile beraber yaşamaya başladık. O zaman yaşım küçük olduğundan annemin niçin bizi bıraktığını anlamamıştım, sadece gittiğini biliyordum. Diğer çocukları anneleri ile birlikte gördüğüm zaman hep kıskanıyordum. Büyükannem muhteşem bir kadındı ama her çocuk o yaşta annesini yanında ister.

Tanrı’ya şükürler olsun ki futbol vardı. Yağmur yağdığı zaman bütün çocukların dışarıya koşup o çamurun ve suyun etrafa sıçradığı ortamda top oynadıklarını hiçbir zaman unutamam. Jamaika denince aklıma her zaman bu ve grapenut dondurması alabilmek için büyükanneme yalvardığım zamanlar gelir.

Bakın dünyanın geriye kalanının grapenut dondurmasını bilmesi lazım, gerçekten neyi kaçırdığınızın farkında değilsiniz. Nedense İngiltere’nin hiç bir yerinde görmedim bu dondurmayı ama bu yiyebileceğiniz en muhteşem şey. Küçük bir dükkan işleten bir adam vardı, top oynadıktan sonra oraya koşarak gidip kapıyı tıklatırdık ve o adam kafasını küçücük bir pencereden çıkartıp “Hey, ne istiyorsunuz?” derdi. İşte Jamaika bu dostum. İnsanlar o şartlarda tüm kargaşanın içinde yaşamaya çalışıyordu. Bu küçücük dükkanda dondurmadan tut pirince kadar çok şey bulabilirdiniz.

Dediğim gibi zamanında anlayamamıştım, annem de bize daha iyi bir gelecek sunabilmek için İngiltere’de ayrı bir mücadele veriyordu. Annem, 5 yaşımdayken beni ve ablamı Londra’ya yanına aldı. Kültür farkı ve hiç paramızın olmayışı bizi doğal olarak zorlamıştı. Annem elinden geldiğince ihtiyacımız olan her şeyi karşılamaya çalıştı. Buna rağmen pek de kaliteli olmayan bir yaşam sürüyorduk.

Annem biraz fazla kazanıp eğitimini ödeyebilmek için otelde temizlik yapıyordu. Şunu hiç unutmam, okuldan önce saat sabahın beşinde kalkıp anneme yardımcı olmak için yatakları düzeltip, tuvaletleri temizliyorduk. Ablamla her zaman “Yok yok sen tuvaletleri temizle ben yatakları düzeltirim” diye tartışıyorduk. Bunu yapmanın en güzel tarafı ise iş tamamlandıktan sonra annemin bize çikolata makinesinden istediğimiz herhangi bir şeyi almamıza izin vermesiydi. Tabi ki ben her zaman o Bounty’i alırdım.

Ailem çok sıkıydı, olmak zorundaydı da. Çünkü sadece birbirimiz için vardık. Evde her zaman bir şeyler kırıp döküyordum ve gidip anneme dışarı çıkabilir miyim diye soruyordum. Annem de evet dışarı çıkabilirsin ama evi terk etme derdi. Bu onun küçük bir ‘Jedi’ zihin numarasıydı. Bilirsiniz ya, anne şakası işte.

Geriye dönüp baktığımda kötü hissediyorum çünkü ilkokula başladığım zamanlarda yaramazdım. Annemi büyük ihtimal o dönem deli ediyordum. Öyle çok çok kötü değildim sadece derslerimi dinlemek istemiyor ve yerimde durmuyordum. Saate bakıp teneffüsün hayalini kuruyordum, teneffüs olunca da yemeğimi yer sonra hemen dışarı gider ve Ronaldinho olduğumu hayal edip koştururdum, tek umurumda olan da buydu.

Biraz düşününce, hayatım aslında Clive Ellington adında bir adamı tanıdıktan sonra değişti.

Kendisi bizim bölgede benim gibi babası olmayan çocuklara akıl hocalığı yapıyor, hafta sonları da bizi toplayıp Londra’nın etrafını gezdirip hayatın diğer tarafını gösteriyordu. Bazen ise bilardo oynardık. Kısacası kendi günlük hayatımızda yapmadığımız şeyleri onunla birlikte yapardık. O bizi çok önemsiyordu, bir gün geldi dedi ki “Raheem, sen en çok ne yapmayı seviyorsun?” Çok, çok basit bir soru değil mi? Ama aslında ben bu soruyu önceden hiç düşünmemiştim. O zaman sadece dışarıda top oynayan, arkadaşları ile bisiklet süren bir çocuktum. Ona dedim ki “Futbol oynamayı seviyorum.” O da bana şöyle dedi “Benim pazar futbol takımım var, sen de gelip bizimle oynar mısın?” İşte o an benim hayatımın değiştiği andı. O andan itibaren benim için sadece futbol, futbol ve futbol… Tamamen futbola kafayı takmıştım.

10-11 yaşımda Londra’nın büyük kulüpleri beni izlemeye geliyordu, Fulham ve Arsenal beni istiyordu. Arsenal sizi istediğinde tabi ki hemen oraya gitmeyi düşünüyorsunuz sonuçta Londra’nın en büyük kulübü. Bundan dolayı arkadaşlarıma koşup “Ben Arsenal’a gideceğim.” diye bağırıyordum. Ama benim annem tam bir savaşçı, o bu dünyada işlerin nasıl gittiğini çok iyi biliyor. Bir gün beni yanına oturtup şöyle dedi “Seni sevdiğimi biliyorsun ama Arsenal’a gitmeni istemiyorum.” Ben şaşırdım ve bir şey diyemedim, sonra bana şu sözleri söyledi “Oraya gidersen en az senin kadar iyi 50 tane çocuk olacak. Senin daha başka bir yere gidip orada çok daha iyi çalışıp yukarıya tırmanmam lazım.”

Beni Queens Park Rangers’a gitmem için ikna etmişti ve bu verdiğim en doğru kararlardan biriydi. QPR’da hata yapmama yer yoktu ve daha çok çalışıyordum. Ama antrenmana gidip gelmek zor oluyordu. Annem tek başıma gitmeme izin vermezdi, kendisi de çalıştığı için ablam beni her gün otobüsle saat 3:15 de götürür ve 23:00 da eve geri getirirdi. Her gün bir kafenin en üst katında oturur benin antrenmanımı bitirmemi beklerdi. Bir kere bile “ben götürmeyeceğim” demedi. 17 yaşında olduğunuzu düşünün ve her gün küçük kardeşiniz için bu kadar zaman harcadığınızı. Yaşım küçük olduğundan benim için neler yaptıklarını o zaman anlamıyordum ama annem ve ablam olmasa ben buralara kadar gelemezdim, siz de beni hiç tanıyor olmazdınız.

Asıl çılgın olan şey ne biliyor musunuz? Ben hayallerimin gölgesinde büyüdüm, tam olarak hayallerimin gölgesi. Yeni Wembley stadının büyümesini arka bahçemden izliyordum. Bir gün dışarıya çıktığımda gökyüzünde yay gibi kocaman bir yapı gördüm, evlerin üzerinde sanki bir dağ gibi yükseliyordu.  Evimin yanında yeşillik bir alanda top oynarken gol attığımda sevinmeye başlardım ve arkamı döndüğümde Wembley’nin yayını gördüğüm zaman sanki oradaymışım gibi hissederdim. Kendime bir gün orada oynayacağım, bir gün orada oynayacağım bunu yapabilirim diyordum.

Bana herkes inanmıyordu. 14 yaşındayken bir öğretmenim vardı, yaramazlık yapıp dersi dinlemediğim zaman bana gelip “Raheem! Senin sıkıntın ne? Sen futbolu tek hedef olarak mı görüyorsun? Kaç milyon çocuk futbolcu olmak istiyor biliyor musun?” dedi. Ben de kendi kendime bu sözleri yine duyuyorum işte diyordum. Sonra bana, beni özel yapan şeyin ne olduğunu sordu. İşte bu soru beni etkilemişti ve öğretmenime şöyle dedim “Ne, beni özel yapan şey ne mi? Tamam! Göreceğiz.”

2 ay sonra İngiltere’nin U16 takımına çağrıldım ve Kuzey İrlanda karşısında 2 golün asistini yaptım. Televizyonlar maçı vermişti ve bu benim için çok büyük bir andı. Pazartesi okula gittiğimde aniden o öğretmenim, benim dünyadaki en iyi arkadaşım olmuştu.

Asıl dönüm noktası 15 yaşımda Liverpool’un beni istemesi oldu. Ama evimize yaklaşık 3 saat uzaklıktaydı. Annemin yanına oturup gitmek istediğimi söylediğim zamanı hiç unutmam. Yaşadığım bölgedeki arkadaşlarımın hepsini çok severim, hepsi halen benim en iyi arkadaşlarım ama o dönem çok fazla suç ve bıçaklanma oluyordu, bundan dolayı Liverpool’a gidip bu olaylarda uzak kalmak ve sadece futbola konsantre olmak benin için önemli bir fırsattı.

“Tamam işte bu, annem ve ablam benim buralara kadar gelmem için bunca fedakarlık gösterdi. Artık buradayım ve başlamaya hazırım.” O an kafamdan geçen bunlardı.

İki sene boyunca tam bir hayalet gibiydim, arkadaşlarıma sorabilirsiniz. İzinli olduğum gün tren ile ailemin yanına onları görmek için gider ertesi gün tekrar Liverpool’a dönerdim. Dünyadan tamamen uzaklaşmış sadece futbolumu ve kendimi geliştirmek için çalışıyordum. Kulüp beni 70 yaşlarında bir çiftin yanına vermişti, bana kendi torunlarına baktıkları gibi bakıyorlardı. Her sabah kalktığımda beni çok güzel bir kahvaltı bekliyordu. İnanılmaz anılarımız oldu. Çok güzel ağaç-çiçek dolu bir bahçeleri vardı. Sanki farklı bir dünya gibiydi.

Hayatımın en önemli dönemi, tüm hedefimin ailemi daha fazla strese sokmamak ve iyi bir kontrat imzalayıp onlara rahat şekilde bakabilmeyi hedeflediğim zamanlardı. Anneme ev aldığım an benim en çok mutlu olduğum andır. Hiç unutmam, belki üç-dört kez otobüsle eve giderken annem bana mesaj atar işte bu yeni ev adresimiz derdi. Yaklaşık 2 sene boyunca kirayı ödeyemediği için sıkça taşınırdık.

Biliyor musunuz… Bunu söyleyecek olmam bile ne kadar kötü olsa da yinede söyleyeceğim. Medyada bir yargı oluşmuş, benim lüks hayatı, elmasları ve hava atmayı sevdiğimi söylüyorlar. Anneme ev aldığım zaman bunları yazmalarına gerçekten anlam veremiyordum. Bilmedikleri şeylerden nefret ediyorlar.
Birkaç sene önce bunlara çok kafayı takıyor ve anneme neden hep benle uğraştıklarını soruyordum. Ama şuan annem, ablam ve çocuklarım iyi olduğu sürece bende iyiyim.

Eğer insanlar annemin evindeki banyo hakkında yazmak istiyorlarsa size tek söyleyeceğim şey bundan 15 sene önce Stonebridge’de otellerin tuvaletlerini temizliyor ve otomat makinesinden kahvaltı yapıyor olmamızdır. Annem mutlu olmayı hak ediyor, bu ülkeye elinde hiç bir şey olmadan geldi, otelde çalışarak eğitim masraflarını karşılamış biri ve şuan bakım evinin direktörü. Oğlu da İngiltere milli takımı için oynuyor.

Benim için asıl hayallerden çıkıp gerçekleri hissettiğim an 17 yaşında İngiltere milli takımı için Ukrayna ile dünya kupası eleme maçına Wembley’e doğru otobüsle gittiğim andır. Harrow caddesinden geçerken pencereden dışarı baktığımda akımdan geçenler;

O ev arkadaşımın yaşadığı evdi.
O park alanı kaykay yaptığım yerdi.
O köşe kızlar ile konuşmak için gittiğimiz köşeydi.
O yeşillik tüm hayallerimi gerçeğe dönüştüreceğimi düşündüğüm yeşillikti.

Siz de benim büyüdüğüm gibi büyüdüyseniz, o gereksiz, sizin mutluluğunuza etki etmeyen klişe sözleri veya sizi aşağıya çekmeye çalışan kişileri dinlemeyin.

Size şu an şunu söylüyorum …

İngiltere, hâlen herhangi bir yerden gelen küçük yaramaz bir oğlanın hayallerini gerçekleştirebileceği bir yer.

Raheem Sterling

Bu yazı The Players Tribune sitesinden çevrilmiştir.

About Ahmet Alper

Check Also

MİLLİ TAKIM: YENİ RÜZGAR, ESKİ RUH

Türkiye A Milli Futbol Takımı, uzun süredir kalabalık bir gündemin gölgesinde Arnavutluk ve Moldova ile ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/