17 Eylül 2019, Salı

Sarri’nin Juventus’u ve Napoli maçı

Son 8 sezonu Serie A’da şampiyon olarak tamamlayan İtalyan devi Juventus, geçtiğimiz sezon Cristiano Ronaldo’yu da kadrosuna katarak hedeflerinin artık yerel liglerle sınırlı olmadığını ve rotasını Şampiyonlar Ligi’ne çevirdiğini kanıtlamıştı. Avrupa’nın en büyüğü olma hedefinde kararlı olan Juventus, geçtiğimiz sezon sonunda Allegri ile yollarını ayırarak Maurizio Sarri’yi takımın başına getirdi. Allegri’yle birlikte Juventus, son zamanlarda oldukça defansif bir anlayışa sahip bir takımdı. Bildiğimiz gibi göreve yeni getirilen Sarri ise tam aksine topa sahip olmayı çok seven ve pozitif futbol oynatan bir teknik adam. Aslında gerçekleşen bu değişim; basit bir teknik direktör değişikliğinden öte, bir felsefe değişikliğiydi.

Sarri Chelsea’de göreve geldiğinde de benzer bir sorunla karşılaşmıştı aslında. Antonio Conte, ilk sezonunda rekorlar kırıp şampiyonluğunu ilan etse de ertesi sene yaşanan oyuncu merkezli problemlerin de etkisiyle çok sert bir düşüş yaşamıştı. Bu sezon genelinde Chelsea katı bir defansif anlayışla sahadaydı ve Sarri işine başladığında yine tamamen zıt bir felsefeyi takımına benimsetmeye çalışmıştı. Şimdi ise benzer bir sıkıntıyı Juventus’la yaşıyor İtalyan teknik adam. Dışarıdan bakıldığında son 8 senenin şampiyon takımına geldiği için işi nispeten kolay gibi görünse de gerçekler öyle değil. Hem bahsettiğim oyun anlayışındaki keskin değişimden hem de Inter ve Napoli gibi takımların güç kazanmasından ötürü işi fazlasıyla zor olacak Sarri’nin.

Sarri, Napoli’de ve Chelsea’de dar rotasyonla çalışmayı tercih eden bir hoca profili çizmişti. Özellikle uzun süre çalıştığı Napoli’de oyuncularına atlattığı seviyeyi de dikkate alırsak bu karara hak verebiliriz. Ama mevcut Juventus kadrosuna baktığımızda hocanın da bu seviyede ilk kez bu kadar geniş bir rotasyonla çalışacağını göreceğiz. Özellikle orta saha ve stoper rotasyonu hem nicelik hem de nitelik açısından zirve seviyede Juventus’un. Bu geniş rotasyonu yönetmek de dahi teknik adamın bir diğer sınavı olacak.

Sarri’nin Juventus’unda önceki takımlarında kullandığı düzenle aynı olan noktalar olduğu gibi değişen noktalar da var.

Parma ve Napoli maçlarında Sarri’nin yeni takımında temel oyun felsefesindeki temel dinamikleri koruduğunu, bazı başlıklarda ise eldeki oyuncu grubunu, özellikle de Cristiano’yu düşünerek değiştirdiğini gördük. Örneğin Cancelo’nun Manchester City’ye transferini ele alırsak, Sarri’nin bekleri kullanma yolunda herhangi bir değişime gitmediğini görmek mümkün. Teknik adamın Napoli’de kullandığı beklere bakarsak, sol bekte hücum katkısı yapabilen ve zaman zaman ileriye top da taşıyabilen Ghoulam’ı tercih ederken sağ bekte ise defansif meziyetleriyle öne çıkan ve Ghoulam hücuma katıldığında bir nevi savunmayı üçleyen Hysaj’ı tercih ediyordu. Benzer kurguyu sol bekte Marcos Alonso, sağ bekte ise Azpilicueta ikilisiyle de Chelsea’de görmüştük. Avrupa’nın en öne çıkan ve potansiyelli birkaç sağ bek oyuncusundan biri olan Cancelo’nun satılması da her ne kadar bazı otoriteler tarafından eleştirilse de Sarri’nin bekleri kullanma tarzını göz önünde bulundurursak gayet anlaşılabilir kalıyor. Sarri, yeni sezonun ilk iki haftasında sol bekte hücum katkısı yüksek olan Alex Sandro’yu, sağ bekte ise defansif nitelikleri daha önde olan De Sciglio & Danilo ikilisini tercih etti. Napoli ve Chelsea’de Jorginho, Juve’de ise Miralem Pjanic’i savunma önünde regista olarak kullandığı için savunma hattında doğan eksikliği, bir bekini defansif özellikli bir oyuncu kullanarak dolduruyordu Sarri ve yeni durağında da aynı anlayışla devam ediyor.

*Napoli karşısında Juventuslu oyuncuların çoğunlukla sol taraftan atağa kalktığını görüyoruz. Burada da Alex Sandro’nun oyun kurulumundaki rolü ve hücum katkısı öne çıkıyor.*

Sarri, Ronaldo’yu kullandığı rolden ötürü önceki takımlarında kullanmadığı bir orta saha kurgusuna yöneldi.

Değişmeyen bek rollerinin aksine orta saha kurgusunun Juventus’ta farklı bir hale büründüğünü kolaylıkla söylemek mümkün. Juventus’un Napoli karşısında Pjanic-Khedira-Matuidi’den oluşan bir orta üçlüsü vardı. Bir pas takımında Khedira ve Matuidi profillerindeki iki oyuncuyu aynı anda görmek pek sık rastlanan bir şey değil. Bu kurgunun oluşmasını sağlayan ana etmen ise tabi ki Ronaldo. İtalyan teknik adam, her ne kadar kağıt üstündeki dizilimde 4-3-3’ünü bozmamış gibi görünse de, saha içindeki yerleşimlere baktığımızda çoğu zaman 4-4-2’ye evrilen bir yapıyla oynatıyor takımını. Ayrıca Sarri, Chelsea’den ayrıldıktan sonra orada uyguladığı 4-3-3’ün Napoli’de uyguladığı 4-3-3’ten farklı olduğunu vurgulamıştı. Hazard’ın daha serbest bir rolde ve forvete yakın oynadığını, bir bakıma 4-4-2 gibi dizildiklerini de söylemişti. Ancak Juventus’ta, Ronaldo’nun oyun tarzıyla ve yeni hocasını onu kullanma biçimiyle bu geçişi çok daha net görebiliyoruz.

*4-4-2 benzeri bir dizilişe evrilen düzeni burada görebiliriz. Ronaldo ikinci bir forvet gibi ceza sahasına girerken Matuidi de sol kenara geçiyor.*

Sarri bu planı bozmadan devam ettirecek mi bilmiyoruz ancak mevcut düzende Matuidi’nin rolü kritik.

Bu dizilimde Blaise Matuidi’nin rolü büyük önem taşıyor. Açıkçası sezon başlamadan önce pas oyununa uygun bir oyuncu olmadığı için Juventus’un gözden çıkaracağı bir oyuncu olarak görüyordum Fransız orta sahayı, tabi bunda Rabiot ve Ramsey gibi pas kaliteleri yüksek oyuncuların transfer edilmesinin de etkisi var ancak Sarri’nin bu tercihinde Ronaldo’ya biçtiği rolün ve bekte Sandro’yu kullanmasına bağlamak lazım. Hem defansif olarak o koridordaki eksikleri kapatacak hem de Ronaldo forveti ikilediğinde çizgiye inecek profilde bir oyuncu da yok Juventus’un kalabalık orta saha rotasyonunda.

*Siyah-beyazlı oyuncuların Napoli karşılaşmasında ortalama pozisyonlarına baktığımızda da sözünü ettiğim bu diziliş esnekliğini görüyoruz aslında*

Şunu da ekleyebilirim ki; Matuidi bir anlamda bu düzendeki rolüne Fransa milli takımından da aşina. 2018 Dünya Kupası’nda 4-2-3-1 gibi dizilen Fransa’nın sol kenarında, gerektiğinde de merkezi üçleyerek oynuyordu Matuidi. Tabi Deschamps’ın Fransa milli takımında oynattığı oyunla Sarri’nin artık futbol literatürüne giren oyunu arasında dağlar kadar fark var ancak oyuncunun saha içi görevi ve konumlandırılması açısından da benzerlik taşıdığını söyleyebilirim.

*Bahsettiğim dizilimi Juventus’un attığı üçüncü golün organizasyonunda da gördük. Ayrıca atak başlangıcında Matuidi’nin aynı zamanda topu çalan oyuncu olması da oyuncunun rolünün basit bir rol olmadığını kanıtlar nitelikte.*

Napoli karşılaşmasının ilk yarısında her şey Juventus’un istediği gibi gidiyordu. Oyunu kontrol eden taraf da etkili pozisyonlara girip skoru elde eden taraf da ev sahibi ekipti. Savunmada ve hücumda yüksek tempoda etkili bir performans gösteren Juventus, önceki haftada oynanan Parma maçının aksine oyun olarak çok daha fazlasını vadediyordu gelecek adına. İlk golde harika bir geçiş hücumuyla golü buldular, hemen ardından topun kontrolünü alıp rakip yarı sahada kısa süre içerisinde çoğalmayı başardılar ve Higuain’in de bireysel becerisini konuşturup kaydettiği muazzam golün ardından henüz 19. dakikada 2-0’lık skoru yakaladılar. Yani iki farklı hücum organizasyonunu da çok güzel bir şekilde gerçekleştirmeyi başardılar. Bu da geçtiğimiz sezonlarda oynanan ve hücum çeşitliliği açısından kısır olarak nitelendirilebilecek futbolun değişmeye başladığını ortaya çıkarıyor. Khedira’nın bir direkten topu olduğunu ve bir de net pozisyondan yararlanamadığını da göz önünde bulundurursak, Juventus’un ilk yarıdaki bu etkili performansı daha farklı bir skorla da sonuçlanabilirdi.

İlk yarıda hem skor olarak hem de oynanan oyun olarak Sarri’nin beklentilerini karşıladı takım ama ikinci yarıda ise tam tersi bir görüntü vardı sahada.

Ancak bu dört dörtlük performans 90 dakikaya yayılamadı ve ikinci yarıda Juventus’un defoları da ortaya çıkmaya başladı. İlk yarıda oynanan yüksek tempolu oyunun ardından yorgunluğun da etkisiyle kontrolü tamamen Napoli’ye kaptırdılar skor 3-0 olduktan sonra. Napoli’nin art arda bulduğu iki golden sonra topun kontrolünü de kaybeden Juventus, topu aldığı zamanlarda da oyunun temposunu istediği gibi yönetmeyi başaramayınca 3-0 gibi çok net bir skor üstünlüğünü kaybetti. Napoli önce oyuna sonra da skora denge getirdikten sonra da etkili bir pozisyon üretemedi siyah-beyazlı ekip. Belki yedekte bulunan oyuncular arasından Rabiot veya Bentancur gibi oyuncuları oyuna alarak tempoyu kendi istediği gibi ayarlamayı deneyebilirdi Juventus. Ayrıca sadece yenilen gollere bakıldığında bile takımın duran top savunması konusunda da ciddi sıkıntı yaşadığını söylemek mümkün.

Chiellini’nin yokluğunda Juventus formasıyla ilk kez bir resmi maça başlayan de Ligt ise bireysel performansı açısından kabus gibi bir gece yaşadı. Özellikle Napoli’nin bulduğu ikinci ve üçüncü gollerde bariz bir şekilde hatalıydı genç stoper. Her ne olursa olsun, verilen bonservisin de etkisiyle, de Ligt, Chiellini’nin yokluğunda birinci alternatif olacaktır ama bu sakatlık aynı zamanda genç milli stoperimiz Merih Demiral’ın da forma şansını arttırmış oldu.

Sonuç olarak; Juventus Sarri’yle birlikte bambaşka bir oyun anlayışını da transfer etmiş oldu. Son sezonlarda kulübün genlerine işlemiş defansif odaklı oyun anlayışını kendi oyun tarzıyla değiştirmek elbette bir anda olacak iş değil. Napoli maçının ikinci yarısında skoru almalarına karşın oyunu kontrol edemeseler de Sarri’nin yeni takımının oyun anlamında iyi şeyler vaat ettiğini kolaylıkla söyleyebilirim.

About Osman Can Erkut

Check Also

Maç Analizi | Fenerbahçe 1-1 Trabzonspor

Maçın kaybedeni kim? Her iki takım da 1 puanı cebe koymuş olabilir; fakat oyunsal üstünlüğü ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/