23 Nisan 2019, Salı

YABANCI KURALI ÜZERİNE |

Futbol, temeli MÖ. 2500’lere kadar dayandırılan ve asırlar içinde ününü tüm dünyaya duyurmayı başarabilmiş bir oyun. Geçen uzun zaman onu uğradığı her uygarlıkta farklı kalıplara sokmuş ve ona farklı özellikler kazandırmış. Bulunduğumuz çağda artık bu işte iyi olarak anılan pek çok ülkenin adlaşmış bir futbol stili, spesifik olarak kullandığı bir taktik, dünya çapında oyuncu çıkarabilen bir mevki yetiştiriciliği, kaliteli alt yapı gibi özelliklerden bir ya da birkaçını barındırdığını söyleyebiliriz. Peki Türkiye bu olayın neresinde; İtalya, Almanya, Hollanda, İngiltere gibi ülkelerin futbollarından bahsederken çizebildiğimiz çerçeveyi Türkiye için de çizebiliyor muyuz? Bonucciler, Cavaniler, Ronaldolar, Sneijderler, Öziller, Modricler ve geçmişteki pek çok yer etmiş isim, dünya futboluna mâl oluyorken sahnenin neresinde duruyorduk? 2002’de Türkler dünya futboluna gümbür gümbür geliyorken, 2008’de dünya basınında “Çılgın Türkler, Türkler vurdu Hırvatlar nakavt” başlıkları atılırken 2018 Dünya Kupası’nda futbolcularımız neden Rusya’da değil de televizyonları başındaydı? Sanıyorum bunun en büyük sebebi kendi sorunlarımızı görüp bunlara karşı çözüm odaklı çalışmak yerine yıkılmak üzere olan bir binaya sürekli kat çıkıp sonra da o katları tekrar yıkmak. Ve tabi, ardından gelen başarısızlığı başka sebeplerin arkasına saklıyor olmak. Türk futbolu koca bir “Hocam kolonya koklasam orucum bozulur mu?” girdabı içinde. Her yer teferruat, herkes buz dağının görünen yüzüyle ilgili. Futbol akılları eşeklerini otlakta değil de kumsalda arıyor.

İşte bu binada sürekli olarak önce yapılıp sonra yıkılan katlardan biri de yabancı sınırı meselesi. Henüz değiştirileli üç sene olmuşken geçtiğimiz aylarda milli takım teknik direktörü Mircea Lucescu’nun kulüplerin Türk oyuncu oynatmaması ve bu yüzden izleyecek oyuncu bulamadığıyla ilgili sözleri konuyu tekrar gündeme getirdi. Lucescu bu durumdan gerçekten rahatsız mıydı yoksa federasyon bu konuyla ilgili değişiklik isteğini milli takım teknik direktörünü kurtların önüne sürerek gün yüzüne mi çıkardı tartışma konusu. Ancak sebebi ne olursa olsun ufukta ligimiz adına yeni bir yabancı kuralı yapılanması görünüyor. Aslında Fatih Terim’in “Bu kural 14 yabancı kuralı değil, bu kural 14 Türk kuralı.” cümlesi konu üzerine tartışmaların gereksizliğini ve “…İşe Türk oynattıkça, bir fon aracılığıyla maddi yardım diyerek başladık ama sonradan Kulüpler Birliği ve TFF’nin görüşmelerinde, 3 safhada bunların hepsi kesildi.” açıklaması da konuyla ilgili hazırlanması gereken zeminin bizzat bu işin sorumluları tarafından ihmal edildiğini açıkça beyan etse de ligde oynayan fazla sayıda yabancının Türk futbolunu nasıl geriye götürdüğünü, serbestliğin Premier Lig seviyesine çıkma yolumuzda nasıl önümüze taş koyduğunu gelin bir de biz tartışalım.

Türk futbolunda yabancı transferi tarihi Arjantinli oyuncu Oscar Garo’nun 1951 yılında İstanbul Adalet takımına gelişiyle başlar. Garo lig tarihinin profesyonel ilk yabancı oyuncusu, aynı zamanda Türk futbolunda yeni bir devrin de başlangıcıydı. 1951’de düzenlenen ilk yabancı kuralında federasyon kulüplere yalnızca “1” yabancı oyuncu bulundurma hakkı tanımıştı. Daha sonra geçen zamanda kural pek çok kez değişti ve son olarak 2015-2016 sezonunda son şeklini aldı. TFF tarafından açıklanan yeni statü şöyleydi: “A Takım listesi en fazla 28 futbolcudan oluşur. A Takım listesinde yer alacak en az 14 futbolcunun, Türkiye A Milli Futbol Takımı’nda oynama uygunluğuna sahip futbolcu olması zorunludur.” Açıklama kulüplere 14 yabancıyla sözleşme imzalama ve isterse bu oyunculardan 11’ini sahaya çıkartma hakkını mümkün kılıyordu. Kuralın uygulamaya geçirildiği sezon Süper Lig’deki yabancı oyuncu mevcudu yaklaşık olarak %32’den %38’e çıkarken bir sonraki sezon bu rakam %50,5 ile en tepeye çıkacaktı. Peki takımların yadsınamaz derecedeki bu yabancı açlığının sebebi basit bir “Serbestliği tanımışlar, kullanmamak olmaz.” düşüncesi miydi? Ya da şöyle soralım “Evde kaliteli undan yapılmış uygun fiyatlı ekmek olduğu halde sırf geçiş izni verdiler diye ekmek almaya Brezilya’ya mı gittik?”

İşe alt yapı çalışmalarına dem vurarak başlayalım. Türk futbolunun “arkadan gelen taze kan, takım içinde devamlılığı sağlayacak yeni nesiller” argümanına soğuk bir duvar olarak baktığını söyleyebiliriz. Ülke futbolunda bu işin belini doğrultmaya çalışan bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar takım adı sayılabilir. Futbola hevesli ve yetenekli pek çok genç sırf doğru yönlendirilmediği ve gerekli eğitimi alamadığı için henüz kariyerine başlamadan son noktayı koymuş olabiliyor. Hâl böyleyken son dönemlerde futbolda ülke bazında başarının da kısır bir döngüde olduğunu görüyoruz. “Uyum yakalayan bir takım iskeleti oluşturup yükselme devrini yaşa, zaman içinde gereken mevkilere yama yap, iskelet yıkılınca yaşanan birkaç sezonluk gerileme dönemi ve ardından doğru iskeleti bulunca yeniden yükseliş.” Bahsettiğimiz bu olaylar silsilesinin kaynağı elde “istenilen yeterli kalite” olmadığı için genellikle yabancı havuzu oluyor. Ki oluşan bu ortamda karşısındaki futbolcunun uyruğunu önemsemeyip forma yarışında, oynadığı oyunu esas kriter olarak ele alan yerli oyuncuların aradan sıyrılıp takım 11’inde kendine yer bulması işten bile değil. Bugün 18 yaşındaki Ozan Kabak’ın tecrübeli stoper Maicon Roque’den formayı alabiliyor olması Ak Sakallı Dede’nin Ozan’a el vermesiyle açıklanabilir mi?

Yabancı kısıtlamasının beraberinde getireceği yerli transfer ücretlerinde artış ve bununla birlikte oluşacak olan mevcut rekabette durağanlaşma konuyla ilgili değinilecek bir diğer nokta. Bu durum elmasın yokluğunda taşa biçilecek pahanın artması olarak tanımlanabilir. Geçmişten birkaç örnekle açıklayalım: Ozan Tufan, 2015 yılında Fenerbahçe Bursaspor’a bonservis bedeli için 7 Milyon £ verdi. Tarık Çamdal, 2014’te Galatasaray oyuncunun bonservis bedeli olarak Eskişehirspor’a 4,75 Milyon £ ödedi. Wesley Sneijder, 2013 senesinde İnter’den Galatasaray’a 7,5 Milyon £ bonservis bedeliyle transfer oldu. Atiba Hutchinson, Türkiye ligine ayak bastığında Beşiktaş PSV Eindoven’a bonservis bedeli ödemeyecekti. Kısıtlamayla gelecek, var olan oyuncu çemberinin daha da daraltılması ve yetenekleri belli kapasitede olan pek çok yerli oyuncuya ve onların menajerlerine verilecek ücretlerinin artması hangi gelecek planının mantıklı bir öngörüsü? “Zaten kalite belli, dönen paralar da belli.” düşüncesiyle formayı üzerine geçiren bir oyuncunun zihinsel ve fiziki açıdan kendini rekabete hazırlaması ve her daim hazır olması ne derece mümkün olacak? Sorgulamak gerekiyor.

Serbestliğin kaldırılmasını isteyip takımların sahaya 11 yabancıyla çıkabilmesi durumundan yakınan akılların çoğu bir noktayı görmezden geliyor. Bugün yurt dışında oynayan Cenk Tosun’un Cengiz Ünder’in, Enes Ünal’ın, Çağlar’ın ve daha pek çok ismin milli takımda fayda sağlıyor olması aynı serbestliğin getirisi değil mi? Cengiz Başakşehir’de kendini ispat ettikten sonra sırf kısıtlamanın getireceği kaliteli yerli oyuncu ihtiyacından dolayı dört büyüklerden biri tarafından alınsaydı ve puan odaklı bu ligde yaşı genç olduğu için mevkisinde onun yerine daha tecrübeli bir oyuncu oynatılsaydı bugün yine Roma maçlarında ekran başına geçip izlerken gururlanmalara doyamadığımız o çocuk olabilir miydi? Kural gelmeseydi birkaç sene içinde Bafetimbi Gomis, Vagner Love, Pepe, Gael Cilchy, Adebayor gibi isimlerden kaç tanesini ligimize ayak bastırabilecektik? Bir kaliteli yabancı oyuncu transferi için nasıl bir ücret ödememiz gerekecekti? Alex’le krampon tokuşturmuş Fenerbahçeli oyuncunun edindiği tecrübeyle Tufan’la göbek tokuşturmuş Fenerbahçeli oyuncunun edindiği tecrübe aynı mıdır? Futbolun ekonomiye sağladığı gelirde büyük pay sahibi olan ücretli yayın kuruluşlarına izleyici Tarıklı Galatasaray’ı mı yoksa Marianolu Galatasaray’ı mı izleyebilmek için para verirdi?

Bu noktada mevcut yabancı kuralının milli takım bazında bir başarı ya da başarısızlık getirmediğini asıl başarı yolunun doğru alt yapı çalışmaları, doğru yönetim, doğru planlama gibi etkenlere bağlı olduğunu kanıtlayan dünya futbolundan birkaç model göstermek gerekiyor. Yabancı sınırı belli kriterler dahilinde serbest olan İspanya 2008, 2010 ve 2012’de uluslararası üç kupayı ülkesine götüren taraftaydı. Bu başarının en büyük sırrı hiç şüphesiz 10 yıllık bir plan doğrultusunda ilmek ilmek işlenmiş alt yapı çalışmalarıydı. Yine bize daha yakın bir örnek olabilecek Almanya oynadığı futbolun temelini çok uzun zamandır disiplin ve alt yapı çalışmalarına yatırım üzerine kuruyor. 2014 Dünya Kupası şampiyonu ülkede bilin bakalım ne serbestliği milli takım statüsünde başarıyı engellemiyor! Tüm bunların yanında bazılarının ağzına pelesenk olmuş sürekli ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan “İngiltere’de de yabancı serbestliği var ama bak milli takımlarının haline.” klişesine de bir açıklama getirmek lâzım. Ada ülkesinde futbolun yolu millileşmekten çok küreselleşmekten geçiyor. Yani Ağrı Dağı’nın en tepesinde bir televizyon varsa ve bu televizyon mucizevi bir şekilde çalışır haldeyse orada bir Premier Lig maçının açık olması ülkedeki futbol akıllarını inanılmaz tatmin edecek bir durum. Oluşturulan bu algıyla beraber İngiltere kendine dünyanın dört bir yanında güneş batmayan altyapı okulları açıyor ve lig de sürekli olarak başka liglerden yabancı oyuncu göçü alıyor. Kurulan bu sistem futbol üzerinden ülkeye öyle büyük para akışı sağlıyor ki beynelmilel düzeyde milli takıma verilen hasar kâr-zarar ilişkisi dikkate alınarak göz ardı edilmekte. Tüm bu yapıya karşı bir zıtlık olarak 2018 Dünya Kupası’nda İngiltere’nin gördüğü yarı final kafaları karıştırabilir. Sanıyoruz ki bunun sebebi İngiliz vatandaşı futbolcuların adanın dışına pek adım atmıyor oluşu ve son yıllarda ligdeki İngiliz oyuncuların maçlarda yer aldığı sürenin azalması doğrultusunda alt yapı konusunda getirilen yaptırım. Sonuç olarak İngiltere’nin top koşturduğu sahayla bizim top koşturduğumuz saha farklı amaçlar etrafında kurulu. Böyleyken sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Tüm bunların ışığında eğer sorun gerçekten genç oyuncuya fırsat vermek, milli takım yapısını korumaksa mevcut kurala dokunmadan yapılacak “28 kişilik kadroda alt yapıdan zorunlu tutulan oyuncu sayısının arttırılması, 21 yaş altı futbolculara ilk 11’de yer verilmesinin zorunlu kılınması…” gibi eklemeler en azından “11’de bir Türk nefesi görmek istiyoruz, genç kanı görmek istiyoruz, milli takıma oyuncu yok oyuncu!” seslerini en kısık ayara alacak aynı zamanda Türk futboluna da belirli bir oranda katkı sağlayacaktır. Yoksa başka nedenler arkasına sığınarak 3 senelik bir kuralı henüz ortada hiçbir fayda ya da zarar yokken değiştirmeye çalışmak başta belirttiğimiz bir kat çıkıp bir kat yıkmaktan öteye gitmeyecektir. Velhasılıkelam, futbol sahada pasaport yarıştıranların değil formasına ter akıtanların oyunudur.

About Zübeyde Özcan

Futbol izler/okur/yazar.

Check Also

MİLLİ TAKIM: YENİ RÜZGAR, ESKİ RUH

Türkiye A Milli Futbol Takımı, uzun süredir kalabalık bir gündemin gölgesinde Arnavutluk ve Moldova ile ...

https://www.casinometropolgirisyap.com/ https://www.casino-maxi.xyz/