23 Şubat 2019, Cumartesi

ZİRVEDEN KUŞ BAKIŞI ANALİZ: BAŞAKŞEHİR FK – KASIMPAŞA MAÇ ANALİZİ

Bildiğimiz üzere dün akşam lider Başakşehir sahasında, Kasımpaşa’yı konuk etti. Bu maç şampiyonluk hesabı yapan her takım için şüphesiz ayrı bir öneme sahipti. Zira bu sezon Başakşehir kendinden bir sonraki şampiyonluk adayıyla aradaki puan farkını altıya çıkararak makası açtı. Bu maçın kader çizgisi Başakşehir ve Kasımpaşa’dan sonra en çok Galatasaray’ı etkileyecekti; zira Galatasaray, eksik kadrosu, yolunda gitmeyen transfer meselesi, zorlu Göztepe deplasmanı ve balçıktan bir sahaya rağmen 3 puanı hanesine yazdırmayı bildi. Bu noktada Başakşehir’in en kısa mesafeli takipçisi Galatasaray için bu maçın ayrı bir önemi olduğu bir gerçekti. Galatasaray’dan azade elbette bu maç Kasımpaşa’nın ligdeki inişli – çıkışlı oyunu ve Başakşehir’in geleceğine ve oyun mentalitesine dair de birçok ipucuna gebeydi, zira Başakşehir’in oyununun Kasımpaşa üzerinde tutmayan bir ruhu da mevcuttu. 2-0 Başakşehir galibiyeti ile sonuçlanan maçın analizini daha detaylı olarak ele almaya çalışacağım.

Her iki takımın da deplasman ve kritik maçlarda istisnai dizilimlerine şahit olsak da Başakşehir ve Kasımpaşa sahaya aşina oldukları üzere 4-2-3-1 formasyonuyla dizildiler. Oynadığı futbolla kendine hem dost hem de düşman kazanan Başakşehir’in en çok övgü toplayan yanı istikrarlı bir oyun kurmasındaydı. Ancak Kasımpaşa’ya karşı özellikle ilk yarıda ve Visca’nın golüne kadar geçen sürede Başakşehir’in istikrarlı ve sabit bir taktikle oynadığından bahsetmek pek mümkün değildi. Şayet Diagne cezalı olmasa veya Kasımpaşa eline geçen fırsatları değerlendirebilseydi maçın sonucunun çok farklı olacağını söylemek mümkün. Bütün talihsizliklerine rağmen Kasımpaşa ilk yarıda bilhassa arzu bakımından ağırlığını sahaya koyan taraf olmuştu. Alışılageldiği üzere geriden pas yaparak çıkan, Emre ve İrfancan alternatiflerinden biriyle -ki genellikle Emre- kanatlarına top taşıyan Başakşehir Kasımpaşa karşısında ilk 40 dakikalık periyotta ciddi anlamda zorlandı. Visca’yı oyuna dahil edememe sorunu Arda’nın inisiyatif almasına ve bu inisiyatiflerin her birinin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep oldu.

Bahsettiğimiz üzere genellikle Emre – İrfancan – Visca üçlüsünün pas lojistiğinden kurulan oyunun Trezeguet’nin Başakşehir’in koşu yolu ve hücum trafiğine giden tüm topları toplaması sonucu kesintiye uğradı. Bu maç özelinde Trezeguet saha içindeki başarısını skora yansıtamamış olsa da ona ayrı bir parantez açmak gerektiği kanaatindeyim. Trezeguet, esasında aşina olduğumuz ve çok sık izlediğimiz bir kanat profilinde değil. Hızdan ziyade teknik ve fizik kapasitesiyle donanmış bir kanat oyuncusu olması onun hem lehinde hem aleyhinde bir durum denebilir. Ancak hızdan ziyade adam geçerek ve bulunduğu mevkiiden sapmalar yaratarak top sürmesi onu hücum hattında ayrıcalıklı kılıyor ki; Başakşehir’i en çok sersemleten durum da özellikle ilk 40 dakika için bu oldu. Trezeguet, İrfancan’ın önüne düşecek hemen her topu toplayarak, soldan hızla çıkmak yerine sahanın ortasındaki boşluktan yararlanarak Eduok’u topla buluşturmaya çalıştı. Kasımpaşa ligin en çabuk kontra yapan, en hızlı çıkan takımlarından biri, bunu genellikle Eduok üzerinden yapmaya çalışsa da Diagne’nin yokluğu bunu sonuca taşıyamadı. Zira forvet hattındaki hiçbir oyuncu inisiyatif alarak kaleye dönmedi. Bu sebeple Kasımpaşa’dan, hızlı, Trezeguet özelinde teknik, ama sonucu itibariyle çok vasat bir hücum izledik.

Kasımpaşa’daki en büyük sorun pasla oyun kurma ve hücuma çıkmadaki başarısızlık denebilir. Süper Lig içerisinde üst ve orta sıralardaki takımlar içerisinden en çok top kaybına sahip takım zannediyorum ki Kasımpaşa. Pas alırken rakip takım oyuncularının konumlarının dikkate alınmayışı ve golden sonraki panik hali Kasımpaşa’nın en büyük hatası oldu. Maçın Kasımpaşa açısından en acemi tavrı da Robinho’nun kontra atağa çıktığı esnada Ben Youssef ve Sadiku’nun aynı anda, aynı bölgeye doğru koştukları anda yaşandı. Robinho çok basit bir hareketle stoper ikilisini geride bırakarak kaleci Ramazan’la kaleye bir metrelik bir mesafede karşı karşıya kaldı, ancak şutun çok kötü olması bu hatanın bir golle sonuçlanmasını engelledi. Yine de Kasımpaşa defansı, Popov haricinde oyuna müdahil olmaktan ziyade çoğu kez şansın ve kaleci Ramazan’ın elindeydi, bilhassa stoper ikilisi Ben Youssef ve Sadiku, üretkenlikten ve etkin defanstan çok uzak kaldı. Yaya yakın oynadıkları dönemde de hücuma çok kısıtlı bir katkıda bulunabildiler ve Mustafa Denizli’nin yaya yakın stoper oynatma taktiği ne yazık ki çok büyük bir zaaf unsuru oldu.

MİNERVA’NIN BAYKUŞU ALACAKARANLIKTA UÇAR MI?

“Minerva’nın baykuşu alacakaranlıkta uçar!”. Bu söz ünlü Alman Filozofu Hegel’e ait ve en büyük işlerin en zor zamanlarda yapılacağına dair bir ima taşır. Bu yazı bağlamında krizlerden nasıl çıkılacağının geleceğe ışık tuttuğuna dair bir ima da taşıyor diyelim. Başakşehir’in kulüp maskotu olan baykuş ona bilgeliğinden veya kadim bir kulüp olduğundan dolayı verilmiş değil. Ancak bu cümle, ligin baykuşu için de önemli anlamlara haiz. Dün Başakşehir mekanik futbolunu Kasımpaşa karşısında oynamakta epeyce zorlandı. Skor Visca ve Elia’nın golleriyle 2-0 lehine gelişse de oyun genelinde sistemini kabul etmeyen ve kendi özgün oyununu kuran Kasımpaşa’ya karşı Başakşehir, ciddi bir panik bozukluk içerisinde oynadı. Başakşehir ve Abdullah Avcı rakibine özgün çalışan ve rakibini tanıyarak her maçı lehine çevirebileceği kanaatinde, bugüne dek “kontrollü bir futbol” oynadı. Ancak karşısına konan özgün oyun karşısında en büyük kozu Visca’yı bile oyunun içine ancak 35. dakikada aldı ve bu durumu maç akışı içerisinde kademe kademe hep kaybetti. Kasımpaşa’nın bütün handikaplarının bir araya geldiği böylesi bir haftada 2 gollü bir 3 puan şüphesiz şampiyonluk için ve rakiplerine karşı kullandığı “yumuşak güç” için çok önemliydi. Ama her şey skordan ibaret olsaydı şuan bunları konuşuyor olur muyduk? Ve baştaki soruyu yeniden soralım: “Minerva’nın Baykuşu alacakaranlıkta uçar mı?”

About Raziye Kırlı

Futbolda, kahvede ve felsefede İtalyan ekolü; çünkü İtalyanlar teknik bilgiyi ve taktiği tutkuyla birleştirirler.

Check Also

Carlo Ancelotti – Taklit Sanattır

İtalyan futbolu taktiksel anlayış bakımından en disiplinli lig olabilir. Yıllarca sadece fiziksel mücadele yüksek diye ...